6 Şubat, hayatlarımızın ne kadar ucuz ve değersiz olduğunu dakikalar içerisinde karanlığa ve soğuğa gömülerek anladığımız bir tarih oldu. Haddi hesabı olmayan ızdırapların içinden geçiyoruz. İnsanlık ayıplarını tüm çarpıklığıyla gördüğümüz bir zamandayız. Öyle korkunç bir yazılıma sahibiz ki, hâla ‘Başkalarından nasıl çalarım’ı kovalayan insan müsveddeleri ile aynı havayı soluyoruz. Düşünmeye bile dayanamadığımız şeyleri ilmek ilmek yaşamak yetmiyormuş gibi, bir de mide bulandıran bir yozlaşmayla burun buruna geliyoruz. Çünkü, insanların, yani nam-ı değer vicdan magandalarının bir başkasının acısını anlamaları için, illa ki, bir enkaz altında zoraki nefes alarak, dışarıdan gelebilecek en ufak bir yardım için ölesiye dua etmeleri gerekiyor.
Izdırap ve acılar bizi ileri götürmek ve ders almamızı sağlamak için yaşanmıyorsa, hiçbir anlamı yoktur. Dahası, yitirdiğimiz insanlarımızın, kaybedilen hayatların hesabını nasıl vereceğiz?
Bu dayanılmaz ızdıraplar olmadan yaşamamızın mümkün olabileceğini anlamak için, şimdi de İstanbul’da veya başka bir yerde olacak bir depremi mi beklememiz gerekiyor?
Hiçbir şeyi beklemek için zamanımız yok, esasen bir dakikamız bile yok. Artık, ihmallerin ve yolsuzlukların izini değil, sadece karşılıklı sorumluluğun izini takip edeceğiz. Neyse ki, vicdan muhasebelerini yapmaktan aciz olan güruhun dışında, karşılıklı sorumluluğun bilincinde olan insanlar da var yanımızda, yamacımızda. Son olarak, kimseye kör olasınız demiyorum, kör olmayın da görün kalbimizin yangınlarını, enkazlarını.





