Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Altıncı His

Kendi dışımızda olanı ne kadar algılayabiliyoruz, hiç düşündünüz mü? Eğer düşünmediyseniz gelin birlikte düşünelim. Bugünün bilimi bile insanoğlunun bu konuda sınırları olduğunu ve bu sınırın, beş duyu organımızın limitleriyle belirlendiğini düşünüyor. Peki bu beş duyu organımızın sınırlarını genişletmek, kendi dışımızdaki realitenin tümünü görüp, hissetmek, altıncı bir his edinmek mümkün müdür?

Kendi dışımızda olanı ne kadar algılayabiliyoruz, hiç düşündünüz mü? Eğer düşünmediyseniz gelin birlikte düşünelim. Bugünün bilimi bile insanoğlunun bu konuda sınırları olduğunu ve bu sınırın, beş duyu organımızın limitleriyle belirlendiğini düşünüyor. Peki bu beş duyu organımızın sınırlarını genişletmek, kendi dışımızdaki realitenin tümünü görüp, hissetmek, altıncı bir his edinmek mümkün müdür?

Görünen o ki, bu dünya denilen yerde, beş duyu organımız aracılığıyla hissedemediğimiz hiçbir şeyi imgeleyip, zihnimizde anlamlı bir tasarıma dönüştüremiyoruz.

Kendi dışımızda olan realiteyi hissedebilmek içinse, sahip olduğumuz bu beş duyu organının limitleri yetersiz. Tıpkı altıncı bir parmağın eksikliğini hissetmediğimiz gibi, bunun da eksikliğini hatta limitli olduğunu hissetmiyoruz, çünkü içine düştüğümüz realiteyi bütünüyle hissedebildiğimizi ve okuyabildiğimizi düşünüyoruz.

Eksikliğini hissetmeden önce hiçbir şeyi hissedemez, algılayamaz, göremez ve edinemeyiz. Önce eksikliğin hissiyatı gelmeli ki, bu eksikliğin giderilmesi, doldurulması mümkün olsun.

Bizi ne dolduruyor ya da ne dolduracak? Doğadaki tüm güçleri işleten, ancak bizim hissetmediğimiz, eksikliğini bile duymadığımız o güç. Eksikliğe nasıl gideriz peki? Bu da o gücün üzerimizde işlemesiyle, işlemesine izin vermekle olur diyor bilgeler. Ondan almak istediğimiz dolum ise o eksikliği ne kadar hissediyor olduğumuzla doğru orantılıdır diye de ekliyorlar.

İnsan sadece hissedebildiği şeye, doğru bir reaksiyon geliştirebilir. Ancak bu hissedemediğimiz şeylerin olmadığı anlamına gelmez, onlar sadece biz hissedene kadar yoklar. Bir başkası için var olabilir zira hiçbirimiz aynı dünyayı görmüyoruz. Bizler dünyanın sadece ve sadece hissedebildiğimiz kadarını görüyor, o parçayı bütünün tamamı sanıyoruz.

Hissetmeye gelince, bizler hiçbir şeyin özünü algılayıp hissedemiyoruz. Hissettiğimiz şey, o şeyle temas halini sağladığımızda, o temasın beş duyu organlarımıza bıraktığı his. Yani ben bir masaya dokunduğumda, o masanın yapıldığı maddenin, diyelim ki o ağacın özünü hissedemiyorum ancak tenimde bıraktığı izi, dokuyu, kokuyu hissedebiliyorum. Ama bu his onun özünün hissi değil, öz benden gizli zira özü algılamak için bize verilen beş duyu organı yetersiz.

Peki o halde neden sadece beş duyu organım var dersiniz? Bilgelerin dediği gibi bir şeyi edinmek için önce onun eksikliğini edinmek gerekiyor. Beş duyu organımız hatta dışımızda gördüğümüz tüm dünya, belki de tek bir eksikliği hissetmemizi sağlamak içindir. Belki de yuvaya, yuvamıza dönmemiz için bir davetiyedir.

Bizim gördüğümüz dünyanın dışında, başka dünyaların olduğunu keşfetmiş bilgeler var. Bu bilgeler, bunu keşfetmek için altıncı bir duyu organına, manevi bir aparata ihtiyacımız olduğunu söylüyorlar. Bu aparat olmadan, beş duyu organımızın limitleri dahilinde algılayabildiğimiz bir dünyada yaşamaya mahkûmuz.

Ancak altıncı bir organı, manevi bir aparatı edindiğimizde zaman göreceğimiz şey nedir?

Bilgeler, etrafımızı saran dünyanın üzerinde, başka dünyalar olduğunu, bu dünyaların tıpkı bir soğanın kabukları gibi birbirini sardığını, bizim dünyamızın ise bu dünyaların tam ortasında olduğunu ve bizim sadece bu dünya dediğimiz en alttaki katmanı hissedebileceğimizi söylüyor. Burada doğup, burada yaşıyor ve burada ölüyoruz. Başka dünyaların, üst dünyaların varlığından bihaber, o algıdan hatta o algının eksikliğinden mahrum ömürler tüketiyoruz.

Bu dünya denilen yerin, gerçek realitenin çok küçük bir parçası olduğu bilgisini bizlere miras bırakmasalardı, bizlerde böyle bir eksiklik asla oluşmayacak, zindanlarımızda sözüm ona konforlu (!) hayatlar süregelecektik.

Bu zindandan çıkmanın tek yolu ise altıncı bir duyu organı edinmekmiş. Nasıl mı? O bilgelerin yolda bıraktıkları izleri takip ederek elbette. Yolu mu nasıl bulacağız? Size yolu gösterecek bir rehberle! Rehberi mi nerden bulacağız? İşte o da sizin içinizde yanan eksiklik ateşini yakana götürdüğünüz taleple. Ne derler bilirsiniz. Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkarmış. Siz hazır mısınız peki ya da siz neye hazırsınız? Zira neye hazırsanız sizi o bulur.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Seni Sevemem

Sonraki Makale

Her Şeye Rağmen Prensibi

Related Posts
Devamını Gör

Doğru Eğitim Nasıl Olmalı?

‘Eğitim, kişinin okulda öğrendiği her şeyi unuttuktan sonra, geriye kalandır.’ (Albert Einstein) Bugünün okulları gerçek, sağlam temellere dayanan bir eğitimle ilgilenmeyip, onun yerine çocukları binlerce materyali ezberlemeye zorlayarak, onlara kolejlere girmek için gereken bir sistemi dayatıyor. Bir zamanlar sözü verilen, büyük ölçüde gerekli olan ve arzu edilen eğitim sistemi ne yazık ki şu an mevcut değil.
Devamını Gör

Kardeş Kıskançlığı

Kardeş kıskançlığı, ailelerde sıkça karşılaşılan bir durumdur ve genellikle yeni bir kardeşin doğumu veya ailedeki kaynakların paylaşılmasıyla ortaya çıkar. Bu durum, çocukların duygusal dünyasında çeşitli etkiler bırakabilir ve bu etkilerin çocuk gelişimi üzerindeki uzun vadeli sonuçları olabilir.