Hiç düşündünüz mü? Varoluşun içinde ne kadar da küçücüğüz. Adeta sonsuz bir varoluşun içerisinde belki de çöldeki bir kum tanesi kadar bile yokuz. Bilim insanları bile evrenin gittikçe büyüdüğünden söz ediyor. Bu demektir ki biz de gitgide küçülüyoruz sonsuzluğun içerisinde.
Peki, bu kadar küçüksek nasıl oluyor da varoluşun tek hâkimi bizmiş gibi davranabiliyoruz? Bu adeta ufak bir karıncanın bütün dünyayı sahiplenmesi gibi… Ne kadar da üzücü değil mi? Her şeyi gördüğümüz kadarıyla algılıyoruz maalesef ki o da yetmiyor, algıladıklarımızı da çoğu zaman yanlış algılıyoruz. Daima kendimiz için en iyisi ne ise onu istiyoruz hiç kimseyi düşünmeden.
Öyleyse bu büyük algımızı nasıl kıracağız? Aslında bütün varoluşu bir gözlemci gibi gözlemleyebilirsek, etrafımızda olup biten her şeye biraz daha dikkatli bakabilirsek ne kadar muhteşem bir sistemin içinde olduğumuzun farkına varabiliriz ve bütün bu varoluşun içinde ne kadar küçük olduğumuzu görebiliriz.
Bu noktada her şeyin bir bütün olduğunu anlamamız gerekiyor. Bizler bu varoluşun bir parçası olduğumuzu göz ardı edemeyiz. Bu da bize gösteriyor ki tek başımıza varoluşta bir hiçiz. O halde her birimizin bu sistemin bir parçası olduğumuzu ve birbirimize bağlı olduğumuzu fark etmeliyiz. işte o zaman bu varoluşta önemli bir noktaya gelebiliriz.
Tıpkı karıncalar gibi. Tek başına bir karıncanın hiçbir şeyi yapacak gücü yok. Zorlu koşulları tek başına aşması çok zor. Fakat bir bütün halinde bir koloni ile hareket ettiğinde yıllarca hayatını sürdürüp sistemin bir parçası olarak hep birlikte bütün eylemlerini yapabiliyorlar.
Bizim de bu bilinci edinmemiz lazım ki bu varoluşa bir anlam katabilelim. Diğer insanlara ne kadar muhtaç olduğumuzu anlamalı ve ancak birlikte olduğumuz zaman hayatın var olduğunu fark etmeliyiz. Böylelikle hep birlikte bu varoluşta yerimizi alabileceğiz.





