Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Modern İnsan Neden Hiçbir Şeye Tahammül Edemiyor?

İçinde yaşadığımız çağda insanlar hiç olmadığı kadar hızlı, yoğun ve yorgun. Fakat bu yorgunluk bedenle ilgili değil; insanın taşıdığı yük artık dışarıdan değil, içeriden geliyor, kalplerindeki yük her geçen yük biraz daha artıyor.

İçinde yaşadığımız çağda insanlar hiç olmadığı kadar hızlı, yoğun ve yorgun. Fakat bu yorgunluk bedenle ilgili değil; insanın taşıdığı yük artık dışarıdan değil, içeriden geliyor, kalplerindeki yük her geçen yük biraz daha artıyor.

Modern insanın tahammülsüzlüğü, sandığımız gibi kalabalık sokaklardan, trafikten ya da teknolojinin yanlış amaçlar için kullanılmasından kaynaklanmıyor. Tahammülsüzlük, insanın kendi içine sığamamasının, kendi içinden çıkamamasının çaresizliğinden gelen haykırış aslında.

İnsan, dışarıdaki uyaranlara değil, kendi içinde bastırdığı, kendi içinde yakaladığı şeylere tahammül edemez. Modern hayatın sahne arkasında çalışan şey şudur: İnsan kendine yabancılaştıkça, evrendeki yerini bulamayıp, amaçsız kaldıkça dünyaya karşı tahammül gücü de çöküyor.

İnsanı yoran dış dünya değil, dış dünyadan aldıklarını nereye koyacağını, nasıl işleyeceğini ve bu araçlarla nereye gitmesi, yönlenmesi gerektiğini bilmiyor oluşu; insanı yoran, kendi iç gürültüsünün dış dünyaya çarptığında çıkardığı gürültü. 

Aslında tahammülsüzlük, insanın kendi iç düzenini kaybetmesinin, kendisiyle nasıl konuşacağını bilmiyor olmasının işaretidir. İç düzen bozulunca zaman daralır, alan daralır, insanın içindeki hacim küçülür. O hacim küçüldükçe, en basit şeyler bile dışarıya zıt formlarda taşar. Bir yorum lafzi anlamının dışında yankı bulur, kendi ağırlığından fazla gelir, bir sessizlik, terk edilme gibi, bir soru sorgulanma gibi, bir talep saldırı gibi hissedilir. Çünkü modern insanın zihni kendi içinde sürekli bir yankı odası gibi çalışır; her şey büyür, çarpıtılır ve duygusal bir tehdit gibi hissedilir.

Tahammülsüzlüğün ardındaki en büyük gerçek şudur: İnsan, dışarıya değil, kendinde taşıdığı fazlalığa tahammül edemez. Kaldırılmamış yükler, kapanmamış döngüler, fark edilmemiş korkular, bastırılmış öfkeler, gömülmüş kırgınlıklar… 

Zihnin ve kalbin işbirliği yapamadığı, derinlerinde yer değiştirip duran bu yükler, insanı kendi içinde sıkıştırır. Bu yüzden modern insan her şeye “fazlasıyla” tepki verir. Fazla kırılır, fazla alınır, fazla hassaslaşır, fazla gerilir. Çünkü iç hacmi doludur, nereye akacağını da bilmiyordur.

Tahammül, dışarıdaki dünyaya karşı geliştirilen bir sabır değildir. Tahammül, insanın kendi içindeki kaosa gösterdiği esnekliktir. İçsel düzen bozulduğunda insanın en küçük temasta bile savunmaya geçmesi bu yüzdendir. Çoğu insan bir başkasına değil, kendi içindeki kırılmaya tepki verir. Karşısında duran kişiyi değil, o kişinin içinde işaret ettiği geçmişten gelen gölgeyi görür. Ve bu gölge ne kadar karanlıksa, insanın tahammül gücü de o kadar zayıflar.

Modern çağ, insanı kendinden uzaklaştırdığı için tahammül gücünü de elinden almıştır. İnsan kendi iç sesini duymadan yaşar oldu. O sesi duymadıkça, başkasının sesi tehdit gibi gelir oldu. İçindeki kaosu anlamadıkça, dışarıdaki her ses fazla gelecek. İnsan kendine yaklaşmadıkça, dünya ondan elini çekmiş gibi davranacak.

Fakat gerçek şudur: Tahammül bir karakter özelliği değil, içsel bir ayardır. Bu ayar doğru yapıldığında insan aynı dünyada bambaşka biri haline gelir. Çünkü insan dışarıyı değil, dışarıya bakan gözün iç formunu düzeltir. Ve gören göz değiştiğinde, o gözün gördüğü dünya da değişir.

Çözüm, daha çok sabretmek değil; daha geniş bir iç hacim inşa etmektir. Kendi iç sesini duyan insan, dışarıdaki hiçbir sese kolay kolay tepki vermez. Kendini tanıyan insan, başkasının varlığını tehdit olarak görmez. İçindeki fazlalığı temizleyen insan, dış dünyanın ağırlığını artık hissetmez.

Tahammül, hayata karşı bir sabır sınavı değil; insanın kendine doğru attığı ilk bilinçli adımdır.
Ve içimizdeki yeni form şekillendiğinde, dünya birden bire daha hoş, daha anlaşılır ve daha taşınabilir hale gelir. Bunu sağlamak için ise temizliğe önce kendimizden, kendi evimizden, kendi kalbimizden başlarız ki, sisteme kendi evimizden çıkan arı bir sesle yanıt verebilelim.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Zihnin Filtreleri: Aynı Olayı Neden Herkes Farklı Yaşar?

Sonraki Makale

Zihinsel Gürültü: Düşünceler Neden Susmuyor?

Related Posts
Devamını Gör

Mültecilik ve Göç Etmek

İnsanoğlu olarak yerimizi, yurdumuzu bırakıp hayatın koşullarına göre göç etmeye alışığız. Binlerce yıldır bu böyledir. Ancak bireyselliğin belirginleşmesiyle ve dünyanın da iyice entegre ve küresel bir köye dönüşmesiyle, bireyler olarak ailelerimizi ve ülkelerimizi bırakıp başka diyarlarda yaşamaya başladık.
Devamını Gör

Irkçılık

İnsan doğası haz peşinde koşarak gelişmiştir. İnsanoğlu gelişiminin binlerce yıllık temeli, haz almak ve bu hazzı giderek arttırmaktır. Yani “işletim sistemimiz” haz almak ve yazılımı da egoizmdir. Kişi arzularını egoizmin itiş gücüyle tatmin etmek ister.
Devamını Gör

Çin ve Dünya Ekonomisi

Çin’in tarih boyunca felsefesi dünyayı yönetmek üzerine. Elbette dünya kimseye kal-mayacak ama mantıklarının nasıl farklı olduğunu incelemek ve bunun ekonomik açıdan ne anlama geldiğine bakmak ilginç olabilir. Çin, diğer ülkeler gibi diğerlerini ordularla kontrol etmekten yana değil. Örneğin ABD veya Rusya ya da geçmişte biz Türklerin yaptığı gibi... Felsefeleri ve metotları çok daha farklı ve 21. yüzyılda onların tüm kontrol anlayışı ordulardan ziyade ekonomi ile.