Bugün kendimi bu cümleyi tekrar ederken buldum. ’’Ben her türlü hizmetine talibim’’ Hizmetine talibim de bu hizmet nasıl olacaktı bir de bunu okuyabilseydim iyi olacaktı. Biraz önce bir dostum aradı ve telefonla konuşurken ona yüreğim aktı durdu. Ona konuşurken kendime konuşuyordum, onu dinlerken kendimi dinliyordum.
İşte o anda dank etti! Ve enseme de minik bir fiske hissettim. Hani ödevin başına oturursun da soru bildiğindir ancak dikkat vermiyorsundur da sadece bön bön deftere bakıyorsundur ya işte benimki de öyle bir şeydi. Öğretmen gelmiş bir iki soru sormuş beni aydırmış sonra da sevgi ile karışık dokunmuştur yaaa ahanda öyle… Ruh dikkatte gizlidir şapşiğim…
Ben zaten hizmetin ta içindeydim ki. Ben ve güzel egom zannediyordu ki hizmet etmek demek, böyle efendim dokunup kanseri iyileştirmek, ya da ışık işçisiyim diyerek dünya çapında organizasyonlara katılmak, hayatlara büyük büyük müdahalelerde bulunmak, tüm dünyayı kendi inandığı şekilde dönmeye ikna etmekten geçiyordu.
Hizmet deyince, iki ayaklı Birleşmiş Milletler gibi bir şey olacağımı zannediyordum. Halbuki hizmet, selde boğulan kedi yavrularını kurtarmakmış. Bir dosta yüreğini açmakmış. Dostuna el uzatmak ve diğerine yemek hazırlamakmış. Fotoğraf çekmekmiş. Dostlarla birlikte orada olmakmış. Güzel egoma sıradan görünen her şeymiş hizmet. Benim var olan doğammış…
Ama bunu kabul etmek istememişim ve daha büyük hedeflerde aramışım hep hizmeti. Çünkü hizmeti etmek esasında O’nunla olan hesaplaşmamda bana artı puanlar kazandıracak eylemler olarak algılamışım. Çünkü yaptığım her“iyi” eylemde kafam hep yukarıya dönerdi. “Babacım bak ben iyi bir şey yaptım, hadi beni ödüllendir” şeklinde… Havuç isteyen tavşan misali…
Bir yandan hesapçı kitapçı zihin olduğunu biliyorum bunun. Arkasında büyük bir yoksunluk duygusunun da bulunduğunu… Ama artık kendimi dövmeye niyetim yok bu fark edişlerim için… Kesinlikle arkasındaki ödül bekleyen çocuğun saflığını da görüyorum. Daha derine indiğimde ihtiyaç halindeki bebeğin acizliğini de…
“Ağlamayan bebeğe emzik vermezler” sözünü motta edinip, sürekli yaygarıcı bir bebek haline dönüşmüşlüğümü de görüyorum. En çok yaygarayı ben koparırsam, ihtiyacım o zaman karşılanır deyip, bunu bir eylem güdüsüne nasıl dönüştürdüğümü de… İstediğim bir şey olmayıversin, hemen düşüverirdi omuzlarım ve sürekli olumsuz konuşan, şikayet eden, kendine acıyan bir yapıya bürünürdüm. Belki böylece görürdü de O beni, ihtiyacımı çözerdi diye umardım.
Ancak artık aciz bir bebek değilim. İhtiyaçlarının farkında olan bir yetişkinim. Elbette ki o mis gibi kokan bebek, gözleri pırıl pırıl ve merakla ödül bekleyen küçük çocuk da içimde… Onların saflığını o kadar seviyorum ki…Ve artık bir yetişkinim. Bu fiziksel yaşımdan ötürü değil. Bilinç yaşı olarak da… Yaratımlarımın sorumluluğu bendedir. Bir diken beni kanattıysa, o dikeni dikenin ben olduğumu biliyorum. Kudretimin farkındayım. Hizmetimin de…
Hizmet doğamın ta kendisidir benim… Sadece orada olmam yeter. O anda neye ihtiyaç varsa, O benden tezahür eder… Kimi zaman bir canlının kurtarılmasında, kimi zaman motive edici bir konuşmada ve yazıda sayısız kişilere ulaşmada, kimi zaman da sadece en yakınlarını ve kendini beslemede…
Yani dağıtımı tam manasıyla yapabilmede… Benim var oluşummuş yahu hizmet, ben daha ne cevap arıyorum kine…





