Sağ hayra delalet eden bir kelime, sol ise genelde olumsuzu tanımlar; geleneğimizde sağın hayırlı olduğunu çokça duymuşuzdur. Gözlemlerimizdeki çizgiler hep bir matematiksel geometri çizer bize. Bir de zihnimizde çizgilerimiz vardır, hep bir zıtlık olabileceğini söyler bize. İyi kötü ayrımı hep yaparız, bir şey bizim için ya iyidir ya da kötü, ortası yoktur. Siyah ile beyazın ayrımı gibi.
Hayat daima çizgiler üzerinden yürütür bizi, tıpkı karıncalar gibi, sürü halinde. Doğa denir işte, çokluğu mümkün kılan, muazzam derya!.. Üzüntülerimiz sevince, kederlerimiz mutluluğa döner bir müddet geçtikçe. Sadece beklemek kalır bazen, çizgilerin içinde. Doğrusal değildir her zaman hayat, ya sağ ya soldur der bize. Seçimi daima bize yaptırır, iyiyi de kötüyü de!
Yıllar alır belki umutlarımızı, sevdiklerimizi, ömürlerimizi. Bize bir şey öğretir; “Sakın çizgilere güvenme ya sağdır ya soldur, birinde sürekli durma ya güldür ya dikendir…” “Ya sev ya nefret et, önemli değil, sadece yaşa ve haz al…” Korkusuzca ifade et kendini, durma sürekli hareket et. İçindeki ruhu sürekli diri tut ve yaşa der gibi. Gül, yürü, ağla ve dinlen ama vazgeçme. Umutlarımızı sepete koyup yolculuğa çıkanlarımız, yolda yürürken, sağdan soldan bakanlarımız ve geriye dönüşü olmayan ömrümüz. Dirilircesine, hislenişlerimiz ve yaşam arzumuz!
Hep bir yerlerde bizleri bekleyen değiştirmek istediğimiz ama değiştiremediğimiz. Gitmek isteyip de gidemediklerimiz, sevip de koklayamadıklarımız… Hissedip de tanımlayamadıklarımız… Karanlıklardaki özlediklerimiz ve düşleyip de dokunamadıklarımız… Yıldızlardaki parıltılar ve denizdeki suda ayın görüntüsü gibi. Her yerde aynı ışığın yansımaları, aynı kökün dalları. Her renkten ve her çiçekten… Umutsuzluğa ve sol çizgiye aldırış etmemek, sağ çizgide de sürekli uyumamak. Güneşin ışığı ile yıkanıp, ayın ışığı ile kirlenmek. Yıldızlardan şarkılar dinlerken, karanlıkta yere düşmek. Sisli gizemli orman yolculuğunda… Yolculuktaki durağımız, kendimizden kendimize yolculuğumuz ve tutamayıp bıraktıklarımız. Çöldeki kumlar gibi, rüzgârda savruluşlarımız, sonra aynı çölün kumuna karışmamız. Hayatın her halükârda iyi olabileceğine olan inancımız… Sonunda formları bırakıp, özgürlüğe uçacağımız… Okyanus maviliğinde, gökyüzüne karışacağımız… Gökyüzünden gülerek el sallayacağımız bir günün özlemini, hep birlikte, hissetmek için yaşamamız sessizce ve yürekten…





