Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Uyku ve Oruç

Bugün yeniden yeni güne uyandığımda, daha doğrusu çalar saat ile uyandırıldığımda, zorla uyandığımı hissettim. Uykusunu almamış birini zorla uyandırmaya çalışırsan ne olur? Vaktinden önce uyanan, sonra daha fazla uyumak istiyor ve sersem gibi olduğu için de kendine ve etrafına zarar verebiliyor. ‘’Uyanmak’’ için, önce iyi uyumuş olmalıyım ki, uykumu almadan uyanık gibi gezmek beni yormasın. Bu sabahki en büyük niyetim şu oldu: ‘Ne kendini ne de başkalarını vaktinden önce uyandırmaya zorlama sevgili şapşik.’

Bugün yeniden yeni güne uyandığımda, daha doğrusu çalar saat ile uyandırıldığımda, zorla uyandığımı hissettim. Uykusunu almamış birini zorla uyandırmaya çalışırsan ne olur? Vaktinden önce uyanan, sonra daha fazla uyumak istiyor ve sersem gibi olduğu için de kendine ve etrafına zarar verebiliyor. ‘’Uyanmak’’ için, önce iyi uyumuş olmalıyım ki, uykumu almadan uyanık gibi gezmek beni yormasın. Bu sabahki en büyük niyetim şu oldu: ‘Ne kendini ne de başkalarını vaktinden önce uyandırmaya zorlama sevgili şapşik.’

Uyku, sıradan insanın mecburi orucu gibi. Aslında ‘’Oruç’’, yapmayı terk etmek ve ustalaşması çokça deneyim gerektiren, sezgilere dayalı bir sanat gibi. Oruç, aynı zamanda, bastırılmış acı ve duyguların serbest kalmasını da sağlıyor sanırsam. Baktığımda kendimi, yani bedenimi gıda ile uyutuyorum. Gıdaya karşı zafer kazanmak, ‘’nihai zafere’’ giden temel bir yol gibi. Öğünler arasında ve uyurken aç duruyorum. Bedenim ise laboratuvarım… 

Başka bir noktadan baktığımda ise tüm hastalıkların, kazaların ve kendi doğamla savaşmamın ardında, her şeyi kontrol eden dehşet verici bir patron, korkutucu bir tiran var: ‘Tat alma duyusu.’

Tat alma duyusu, sıradan insan olan benim kaderimi beşikten mezara kadar belirleyen gerçek bir efendi. Görme duyusu, işitme duyusu, uyku ve cinsellik… Tat alma duyusu, bunların hepsinden daha kuvvetli sankim. İlk günah, yani Adem ve Havva’nın günahı, dışarıdaki hayatın tadına bakmaktı. Benim için tat alma duyusunu aşmak, diğer tüm duyuları aşmaktan daha zor. Tüm hayatımı kontrol ediyor ve kaderimi belirliyor. Tıpkı hayvanlar gibi, kendimi canlı hissetmek için, ağzımın içinde bir şey olduğunu, ondan tat aldığımı hissetmek zorundayım.

Artık, bunu tersine çevirmem gerekiyor. Gıdalardan tat almayı, hayattan, ebedi hayattan ve kendi doğamla savaşmaktan tat almaya dönüştürmeliyim.

Kendimi yenmek, gıdayı yenmek sanki özünde.

Ne dersiniz canlar?

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Bana Bütünlüğü Anlat

Sonraki Makale

Gözlerde de Duvar Oluyormuş Meğer!

Related Posts
Devamını Gör

Hayat Yanılgımız

Literatürümüz, "İnsan, eşref-i mahlûkat, yani yaratılmışların en şereflisidir" diye bir söz barındırır.  Günümüze baktığımızda ise bu söz, bizler için, yalnızca bir palavradan ibarettir. Yaşanan savaşları, haksızlıkları ve bizlerden çalınan daha birçok şeyi düşündüğümüzde, insanların bu yaklaşımını yanlış bulmak, pek de mümkün değildir. Fakat burada, çok ilginç bir ikilem vardır. Öyle ki; yaşamımızda karşılaştığımız her türlü felaketin, sorunun esas nedeni, yine insanın ta kendisidir. Dünyada, hiçbir hayvan, bitki yahut cansız bir varlık yoktur ki; birbirlerine bile isteye zarar versin, birbirlerinin canını yaksın.
Devamını Gör

Kral Çıplak

Evettt sevgili şapşiğim senin bir egon var! O içimde yaşayan bir canavar ve içimde tezahür edebilecek bir konuma ulaşıp ulaşamayacağımı, yalnızca kavrayışımın ötesindeki koşullar ve özellikler ile belirliyor. Ama bunları dile getirmesem bile, içimde egoist bir zorba hala yaşıyor, diye yazıverdi kalemim. Bu sıralar kendimi o kadar çok bu olay bana ne anlatmak istiyor sorusunu sorarken buluyorum ki bilemezsiniz…
Devamını Gör

Başkalarından Koparılan Umutlar

Mevcut gerçekliğim ile yaşayabildiğim hayat arasındaki bariz zıtlık, giderek daha acı verici hale geliyor. Bu çok acı verici, çünkü cennette yaşıyor olabilirdim. Bunun yerine, kendi yaptıklarımla hayatımı cehenneme çeviriyorum. Anlayacağın sevgili şapşiğim, yüzyıllar boyunca bu gezegende öğrencilik ediyorsun. Bu hayatlarının da büyük çoğunluğu da muhtemelen "pasif sabır" içinde geçiyor. 'Kaderimdir, elimden bir şey gelmez, yapabileceğim bir şey yok' diye diye geçiyor. Hakikaten de yapabileceğim bir şey olmadan geçiyor, geçirdim ve zaman zaman geçiriyorum.