Dünya bir sahne ve biz onun oyuncularıyız ama bu oyunda kendi gibi oynayan değil başkaları gibi oynayanların sözü geçiyor. Teşekkür etmeye, özür dilemeye korkuyoruz. Sosyal medya hesaplarımızda yarattığımız kişiliklerimizi kendimiz sanıyoruz. Oysaki insan kendi olabilmeliydi… Çünkü mutluluk bununla alakalı.
Tabi bu bir zorluk gerektiriyor çünkü bu bir karşı çıkış. Topluma, sisteme, insanlara… Çünkü farklılıkları dışlayan toplum ama toplum şunu fark etmeli ki bu maskeli hayat gerçek değil. Sosyal medyaya koyduğumuz maskelerimiz gerçek değil ve bu bize zarar veriyor. Bizle kalmayıp ilk önce kendi toplumumuza sonra dünyaya yayılıyor. Ve işte çürüme o noktada başlıyor. Ruhumuz, beynimiz, kalplerimiz maskeli ve biz bu maskeler arkasında hiç olmadığı kadar umutsuz haldeyiz.
Tabi gösterdiğimiz kişiliklerimiz sadece sosyal medyayla alakalı değil. Bu günlük hayatımıza ve tüm topluma yayılmış durumda. Değerimizi başkalarının gözünden görüyoruz ama hayır, değerimiz kendimize ait.
İnsanlar toplumda belli karakterler yaratıyor, moda denen kavramla bu içimize iyice işliyor. Moda kavramı sadece tekstil kavramına ait değil, bugün bir ünlü dışkısını yesin onu takip edecek milyonlar var. Asgari ücretli, evinde çocuğu olan bir kişi neden Iphone alır ve bununla gurur duyar ki? Sonuçta çocuğunun rızkı var orada. O telefon yerine bir kısmını çocuğuna ayırsa bu sadece çocuğu için değil tüm toplum için fayda sağlar çünkü biz birbirimize görünmeyen bağlarla bağlıyız. Bu maskelerimize dair küçük bir örnek…
Tabi insanın kendi olabilmesi, aşırı derecede efor, çaba ve yalnızlık gerektiriyor ama herkes maskelerini kenara atıp kendi olabilseydi, o zaman hiçbirimizin acı çekmesi gerekmezdi. Bunun bize doğrudan etkisi ise, kendimize yönelme, sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir dünya olurdu…





