Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Yanmaktan Korkan Kibrit

Hatırladığım en derin ve en eski anımı bulmaya çalışarak, fazlasıyla yoruldum. Ulaştığım her nokta, karanlık ve aydınlık arasında tuhaf bir sinema. Maalesef, hatırladığım sahnelerin hangisi daha önce gerçekleşti bilmiyorum, hangisi daha eski anlayamıyorum. Sadece karanlığı hatırlıyorum ve arada bir parlayıp, sönen alevleri.

Hatırladığım en derin ve en eski anımı bulmaya çalışarak, fazlasıyla yoruldum. Ulaştığım her nokta, karanlık ve aydınlık arasında tuhaf bir sinema. Maalesef, hatırladığım sahnelerin hangisi daha önce gerçekleşti bilmiyorum, hangisi daha eski anlayamıyorum. Sadece karanlığı hatırlıyorum ve arada bir parlayıp, sönen alevleri.

Fakat bir anlam veremiyorum, neyim veya neden varım bilmiyorum. Tanık olduğum alevlere ve kıvılcımlara bir anlam yükleyemesem de duyularıma baktığımda güzel kokular, canlı renkler ve bolca yaşamın ortaklığını barındırdığımı fark ediyor, fakat bunu nerede tattığımı hatırlamıyorum.

Korkunç bir soru, bir kıvılcım gibi parlayana dek, çok mutluydum. Karanlığın içinde, farkındalığa sahip olmaksızın varlığımı sürdürüyor, arada bir çıkan kıvılcımlar ve alevleri izliyordum. Fakat bunların sebebini, o soruya kadar, hiç merak etmemiştim. Kurtulamadığım bu merak yüzünden, gözleme başladım. Önce bir kıvılcım görüyor, ardından bir ses duyuyordum. Hemen ardından, parlayan bir alevin ısısına tanık olup, dumanlar arasında tattığım dalgalanmayla gelen o ilginç kokuda ışığın kayboluşuyla, karanlığa tekrar dönüyordum. Bu tekrarların nedeni, o korkunç soruya kadar, hiç ilgimi çekmiyordu. O zamanlar, çok huzurluydum. Kurtulamadığım bu sorudan çok korktum ve hiçbir cevap ile onu giderememek, iyice telaşlanmama sebep oldu. Korkudan işe koyuldum. Kıvılcımlar ve alevler arasında geçen kısma, bir isim koydum ve buna ‘zaman’ dedim. Bunu çeşitlendirmek için, yöntem dahi geliştirdim. İşe kıvılcımlarla başladım. Sıçradıkları yönlere göre, onlara isimler verdim.

Fakat kısa tekrar sonrası, yönler tükendi, yeni isimler verebilmek için, kıvılcımların ardından çıkan alevleri de işe kattım. Sergiledikleri dansa göre, onları da isimlere dahil ettim. Bu sayede, bolca tekrar, bu yöntemi kullandım. Fakat bu da yetmedi, bu kez işe dumanı da kattım. Yükseliş ve dalgalanışlarına göre, çokça isimler taktım. Yine de sona dayandım. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Son çare, karanlığa göz atmaya kalkıştım ki, en büyük kâbusumu orada yaşadım. Sıçraması gereken kıvılcım, artık sıçramıyordu, göremiyordum artık alevi. Aydınlık ve karanlık arasında izlediğim film, bitmiş gibiydi. Etrafta ne kıvılcım ne de alev vardı. Ama ısıyı hissediyordum. Tekrar düşündüm ve karar verdim. Kıvılcım ve alev, hatta duman ve karanlık, bana bir şey anlatıyor olmalıydı. Onların farklarına göre isimler verdikçe fark etmiştim ki, hiçbiri aynı değildi. Bu benzersizlikleri yüzünden, onları farklı anlamlar ile ödüllendirip durdum. Ve benzerliklerine göre, onları yan yana getirerek, sınırsız isime sahip oldum.

Mesela, ilk duyduğum kıvılcımın sesini hiç unutmuyorum, çok korkmuştum. O sesi çıkaran ve acı çekiyor gibi davranan alevin sergilediği figür, beni çok korkutmuştu. Böyle böyle, anlam arayışlarım içinde, 39 farklı aleve tanık oldum. Önce kıvılcımlarına tanıklık ediyor, ardından ışıltı içinde sergiledikleri figürlerle, onları izliyordum. Edindiğim bu sayma yöntemini, zamana da uyarladım. Alevler arasında geçen kısımları saymaya başladım, sürekli 10 ayrı kısımda 1 olan kıvılcım ve alevler, 39 tekrarın sonunda durdu ve bir daha hiç olmadı. Ben de saymayı bıraktım.

İşte o gün, bu korkunç soru, beni alevin ısısı gibi sardı. Sanki kıvılcım gibi, benimle parlıyordu ve ben de duman gibi tütüyordum. Tüm bunlar olurken, ilk tanık olduğum kıvılcımın çığlıkları, daha fazla korkmama sebep oluyordu. Üstelik, ardından gelen alev, acı çekiyor gibi figürler sergilemişti. Çokça zaman sonra, alevin gelmeyişi, beni çaresiz bıraktı. Artık parlama olmadığı için, sadece karanlık vardı ve bana hiçbir şey anlatmıyordu. Çaresiz, tekrar düşündüm. Bu kez, davranışlarına göre değil, gidişatlarına göre değerlendirdim, tanık olduklarımı. Mesela, kıvılcımlar sürekli sıçrıyor ve ileri gitmeye çalışıyordu. Alevler ise genişleyerek yükselmek isterken, dalgalanarak ihtişamını kaybediyordu. Ardından gelen duman ise alevin hatasından bir ders çıkarmışçasına incelerek, yükselmeye çalışıyor ve sonunda yok oluyordu.

Peki, ben ne yapabilirdim ki? Ne kıvılcım gibi sıçrıyor ne alev gibi genişliyor, ne de duman gibi yükseliyordum. Tüm bu sihirli gösteride geçen süreçlerin hepsi, bir yöne sahipti, fakat ben duruyordum. 39 tekrar boyunca, sadece durdum ve onlar yok olduktan sonra orada olmaya devam ettiğim için, sevindim. Fakat çok korkuyorum. Çünkü bu sihirli tekrar, artık hiç olmuyor. Daha önce, yok olduklarında sevinirken, şimdi kendimi kaybetmiş görüyordum. En acı olan ise yok olmaktan korktuğum için, hiç var olamadığımı fark etmem.

Çaresizlik içerisinde yakarıp dururken, bir mucize oldu, sanki birisi iniltilerimi duydu. O gün, bir dost edindim ve bir daha hiç ayrılmadık. O, diğer alevlerden farklıydı. Çünkü yandıkça, alevi daha çok parlıyordu. Fakat kendisi, yavaş yavaş küçülüyordu ve diğerlerinin aksine, alevi bir kerelik değildi, defalarca kez parladığına tanık oldum. İlginçtir, sanki ona tutundum ve onunla bir bütün oldum. Diğerlerinin aksine, onu dışarıdan izliyor gibi değil de onunla birlikte parlıyor gibiydim. Zamanla alevin dalgalanışına, dumanın yükselişine seyirci kalmadığımı, onlara dâhil olduğumu, hatta tüm bu olay dizisine hükmetmeye başladığımı hissettim. İlk defa, tüketmek yerine üretiyordum. Asıl önemli olanı anladım ve olabildiğince ışık yaymaya çalıştım. Ulaşabildiğim her yeri aydınlatmaya çabaladım, ışığın ulaştığı her yerde, sanki ben de vardım. Adeta vermeye çalıştıkça, ben de alıyordum. Üstelik artık, o soruyu düşünmüyordum. Çünkü neden var olduğumu buldum. Dostumla bütünleşmem sayesinde, beraber parlayıp, karanlığı aydınlatıyorduk. Yani artık, bir amaca sahiptik ve korkularım yoktu. Şimdi huzurla aydınlatmanın keyfini yaşıyorum.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Aynı Çadırdayız Kardeşim

Sonraki Makale

Küçük Karınca

Related Posts
Devamını Gör

İlişkilerde Manipülasyon ve Korunma Yolları

İnsanın kendi doğası kendinden bile gizli ve bu gizemi çözmek, insanı kendine karşı bile doğru yaklaşımı sergileyerek, eylemlerini ve bu eylemlerin ardında saklanan niyeti sorgulamasını içeren derin ve zorlu bir içsel çalışma sürecini gerekli kılıyor. Öyle ya insan kendini kusursuz, kendi dışındaki her şeyi kusurlu görme eğiliminde! Hatta yakalandığında bile kendi kusurunu haklı çıkarmak yönünde hareket etmeye bayılıyor.
Devamını Gör

Kalplerin Dansıyla İnsanlığı Birleştirmek

Günümüz dünyasında, insanlar birbirleriyle bağ kurmakta giderek daha fazla zorluk yaşıyor. Sadece birbirleriyle de değil insan kendisiyle bağ kurmakta da zorlanıyor. Her şeye yüzeyden bakıp geçme modasına hızla ayak uyduruyoruz. Daha derinlerde bir yerlerde olma ihtiyacı bile duymuyoruz. Hissetmek istemiyoruz. Hissedeni budala yerine koyuyoruz. Her şeyin merkezine kendimizi oturtmak için yaşıyor gibiyiz. Kendimizi büyütüp, diğerlerini küçültmek yaşam amacımız haline geldi.