Farz edelim, bir yolcu var. Uzun da bir yolu, parkuru var. Kat edeceği parkurun üzerinde, eşit olmayan aralıklarla sıralanmış, içinden geçmek zorunda olduğu ormanlar da var. Her ormanın girişinde yol geniş, ferah, güzel ve kesintisiz. Fakat ormana girildi mi yol kesiliyor, ormanda toprak yol bile yok; o ormandan önceki geniş ve kesintisiz yola ancak o ormandan çıkıldığında kavuşulabiliyor. Yolcu geniş yolu izliyor ve ormana giriyor. Yol olmayan orman yolun şaşırıldığı, kaybedildiği, içinden çıkılmaz bir labirent gibi.
Üstelik güneşin aydınlığı ağaçların kalın yaprak tabakası altında kaybolmuştur. Yolcu nereye gittiğini bilmeden yürüyüp duruyor. Son derece yorgun düşüyor, nihayetin ormanın öteki tarafındaki sınırlarına varıyor. Fakat, yorgunluktan ölmüş gibidir; sağı solu dikenlerce çizilmiş, ayakları kayalardan, çakıl taşlarından dolayı yaralanmış berelenmiş vaziyettedir; bu bunalmış vaziyetteyken ormanın çıkışında tekrar o ilk geniş yola ve ışığa kavuşur. Yaralarını iyi etmeye çalışarak yolu izlemeye devam eder.
Biraz daha uzakta kendisini aynı güçlüklerin beklediği ikinci orman karşısına çıkar. Fakat önceki ormandan biraz deneyim kazanmış olduğundan yaralanıp berelenmeleri nispeten daha az olur. Bu böyle sürüp gider, ormanların birinde bir oduncuya rastlar. Oduncu ona izlemesi gereken yönü gösterir ki, bu onu yolunu şaşırıp kaybetmekten kurtarır.
Her orman geçişinde ustalığı artmakta, engelleri gitgide daha kolayca aşmaktadır. Güzel ve geniş yolu, çıkışta tekrar bulacağından emindir. Bu eminliği de kendisine güven vermekte, destek olmaktadır. O güzel ve geniş yolu en kolay nasıl bulacağına ilişkin yön bulmakta da gitgide ustalaşır.
Nihayet yolu, yani parkuru çok yüksek bir dağın tepesinde son bulur ki oradan başlangıç noktasından itibaren katetmiş olduğu tüm parkuru ormanlarıyla birlikte görebilmektedir. Ve yolculuğu sırasında çektiklerini hatırlar.
Fakat bu anılar artık önemli değildir, çünkü hedefe, maksada varmış bulunmaktadır. O artık evine dönmüş, tanık olduğu savaşları hatırlayan bir yaşlı asker gibidir. O ormanlar artık onun için beyaz bir kurdelenin üzerindeki siyah benekler gibidir.
Kendi kendine “Bu ormanlarda olduğum zamanlar, bilhassa ilklerindeyken bana kat edilmesi ne kadar zor uzun görünüyordu; asla sonuna varamayacağımı sanıyordum. Çevremdeki her şey bana dev ve aşılmaz gibi gözüküyordu.” dedi. Düşünceye daldı, rastladığı oduncuyu hatırladı ve kendi kendine yine “eğer o cesur oduncu bana doğru yolu göstermemiş olsaydı henüz buraya varmamış, hâlâ yollarda olurdum. Şimdi bu bulunduğum noktadan o ormanlar ne kadar küçük görünüyorlar, sanki bir adımda aşabilirmişim gibi. Görüşüm şimdi onlara nüfuz ediyor ve en küçük ayrıntıları bile kaçırmıyorum, vaktiyle atmış olduğum yanlış adımlara kadar…” dedi.
İşte o zaman bir yaşlı konuşmaya başladı: «Oğlum işte yolculuğunun sonuna geldin. Fakat sınırsız bir dinlenme, sende sıkıntı yaratabilir ve hatta bu yüzden aslında zihnine ve organlarına etkinlik veren geçirdiğin olaylar sende üzüntülere bile yol açabilir. Buradan görüyorsun ki kat ettiğin parkurda çok sayıda yolcu var ve tıpkı sana olduğu gibi, yollarını şaşırmakta, kaybetmekteler. Sen ise şimdi deneyimlisin hiçbir şeyden korkmuyor, kaygılanmıyorsun. Git onları karşıla, hedefe daha erken varabilmeleri için onlara nasihatler vermeye çalış!
Yolcu cevap verdi: ‘Sevinçle gideceğim!’





