Bana öyle geliyor ki, bizleri biz yapan ve bizlere yaşam sevinci veren yegâne şey, gerçek bir amacımızın olup olmadığıdır. Gerçek amacının ne olduğu konusunda, yani hayattan gerçek istediğinin ne olduğu konusunda netlik kazanabilmiş bir kişi, aldığı her nefeste coşku ve sevinçle dolabilir. Aksi halde, yataktan kalkacak gücü bile bulamayabiliriz. Ve mutluluk içerisinde bir hayat yaşayabilecekken, bize verilmiş olan bu yaşam şansını geri tepmiş oluruz ve yaşayan ölüler olarak hayatımıza devam ederiz. “Gerçekten yaşayanlar” olmak ise bizim elimizde diye düşünüyorum.
Bana kalırsa, hepimiz kendimize şu soruları gün içerisinde sık sık sormalıyız: ‘Benim amacım ne? Neden yaşıyorum? Bu hayattan gerçekten istediğim şey ne?’ Böylelikle sorduğumuz bu sorular vasıtasıyla, içselliğimizde uyanmayı bekleyen “esas ben” noktası uyanmaya başlayacaktır. Ve bizler, uyanmaya başlayan bu noktanın peşinden gidip, onu sürekli olarak besleyip büyütmeliyiz. Bu nokta yeteri kadar beslenmediğinde, asla “gerçek ben”e ulaşamayacağız. Ve bu nedenle de içsel sıkıntılar ve psikolojik problemler yaşamaktan bir türlü kurtulamayacağız. Yani, boşuna bir doğum sancısı çekeceğiz ve “esas ben”i bir türlü doğuramayacağız. Oysa ki, doğum sancılarımız, her gün yeni bir ben doğurmak için.
Öyleyse, belki de öncelikle bu soruları sormayı kendimize alışkanlık edinmeliyiz. Ve kendimizi tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi anlık haz ve mutluluklarla doldurmaktan alıkoymalıyız. Geçici olarak aldıklarımız, bizlere büyük zararlar veriyor. Gerçek amacımızın, gerçekten kim olduğumuzun ve hayattan gerçekten ne istediğimizin peşinden koşmamıza engel oluyor. “Gerçek ben” potansiyelimizi boşa harcatıyor. Yani, böyle yaparak, kendi kendimizi öldürüyoruz. Fakat, bunun ne kadar farkındayız?
Haklısınız, alışkanlık edinmiş olduğumuz anlık haz ve mutluluklardan kopmak hiç kolay değil. Ancak, boş zamanlarımızı bu gibi şeylerle doldurmak yerine, bu soruları kalbi bir şekilde sorup, bu soruların bizleri bağlayacağı soru-cevap zincirini takip ederek, mutlu bir hayata olan yolculuğumuza yelken açabiliriz ve yolda ilerlerken, mutluluğu nerede aradığımıza her seferinde çok dikkat etmeliyiz. Çünkü, bir taraftan “tüm bunların beni uzun vadede mutsuz ettiğinin ve edeceğinin farkındayım”, bir taraftan da “amaan boşver, anı yaşıyorum, başka çare mi var” demeye devam edeceğiz. Bence, başka çare var, gerçek bir çare: ‘Kendimizi kalbi bir şekilde bağlayacağımız, o soru cevap zinciri.
Ve evet, çok sık duyduğumuz gibi, “anı yaşamalıyız.” Tamam, elbette anı yaşayalım, elbette mutlu olalım. Ancak, bu şekilde gerçekten mutlu olabiliyor muyuz? Gerçekten anı yaşayabiliyor muyuz? Bence, hayır. Amacı yalnızca bize bir şeyler tükettirmek olan bir düzende yaşadığımızı unutmamalıyız. Ve “anı yaşamak” sözünün, bizlere manipüle edilmiş bir şekilde sunulduğunun farkına varmalıyız. Gerçek anı yaşamak, bu değil!
Peki, neymiş gerçek anı yaşamak? Bana kalırsa, her birimizin içselliğinde bir tür anı yaşama kilidi var. Farkında olsak da olmasak da bir anahtar bulup, anı yaşamak için farklı eylemlerde bulunuyoruz ve önümüzde birçok anahtar var. Soruyorum sizlere; “Bir anahtarı denediniz ve o kilidi açmadığını öğrendiniz. Aynı anahtarı tekrar tekrar denemenin bir anlamı var mı?” Ve hiç durmadan başka bir anahtarın peşine düşüyoruz değil mi? Hem de yanlış olduğunu hissetmemize rağmen, bunu yapıyoruz. Unutmamalıyız ki, vaktimiz kısıtlı. Her anahtarı denemek yerine, yalnızca gerçek olabileceğini, yani kilide gerçekten uyabileceğini hissettiğimiz anahtarların peşinden gitmeliyiz. Böylelikle, kilide uyan anahtarı vakit dolmadan bulabilir ve anı yaşayabiliriz. Belki de bu anı yaşama anahtarı, o soru-cevap zincirinin ucunda asılıdır.





