İnsan yaşamının gittikçe yalnızlığa itildiği bir zaman boyutunda yaşamaya başladık. İnsan doğası gereği yalnız bir yaratık. Bu zayıf tarafını dengeleyecek yöntem ise “DOST KAZANMAKTIR.” GOETHE, “Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum” derken yalnızlığın korkunç boşluğunu dengeleme yöntemini de dile getirmiştir. EPİKÜR, “Bilgeliğin bütün bir hayat için bize mutluluk olarak hazırladığı şeylerin en önemlisi DOSTLARA SAHİP OLMAKTIR” diyor.
Dostluk bir tür yaşamın genişlemesidir. Biz kendimizde olduğu kadar başkalarında da yaşarız. Dost arkadaşlığın ileri bir aşaması, onun sınanmış ve kalıcı hale gelmiş biçimi gibidir. Farsça bir kelime. Birbirini karşılıksız ve riyasız seven kimselerdir dost.
ARİSTOTELES, “Etik dostluk sözleşmeler üzerine kurulamaz” diyor. Dostluk sevginin gerçek kaynağından beslenir. ÇİÇERO’ya göre “Doğa dostluğu erdemin yardımcısı olarak vermiştir”.
Yaygın olarak ARİSTOTELES’İN söylediği düşünülen, MONTAİGNE alıntısı ile de bize ulaşan bir sözü var filozofun. “Ey dostlarım dost diye bir şey yoktur.” İnce bir ironi olan bu bildirimde kim söylemiş olursa olsun, dostluğun çelişkili doğasını deşifre eder.
Dost iyi gün kötü gün paylaşıcısıdır. Dostluk bir sanattır. Dost ise bir sanatkâr. Hayata dört elle sarılmanın, yaşama tutunmanın adıdır. Dost kavramında zorlama değil anlayış, kabullendirme değil hoşgörü yatar. BALZAC’a göre, “ Felaketin bir iyiliği varsa oda gerçek dostlarımızı bize tanıtmasıdır.”
Dostlukta çıkar, kaybetme, kazanma kaygısı ya da sevinci yoktur. Unutmamak gerekir ki güven bir deneyimler ürünüdür. Sevgi ise arayışlar sonucu. Dost ise öze varıştır. Dostluklarda sevginin, duyumsayışların, akılcılığın, bilincin ve müşterek karakterin uyum içinde yansıması vardır. Sevgi de bunun harcıdır.
VOLTAİRE, “Dostluk duygulu, erdemli iki insan arasında kendiliğinden oluşan anlaşmadır” diye tanımlıyor.
Dostluk bireyin kendisinden önce karşısındakini düşünerek, bir denge içinde duygusal ve akılcı VERİŞ-ALIŞ ilişkisi içinde olma halidir. Bu ilişki içinde olabilenlere DOST denir. Dost kendi benliğinin dışına çıkıp, karşısındaki olabilen kişidir. Başkasının mutluğunda mutluluğu bulabilmektir. İçten olduğu sürece pekişir, olgunlaşır, “BEN SENİN DOSTUNUM” diyerek değil.
Dostu olmayan birey güçsüzdür, yalnızdır. Dostluk bir beraberlik, kuvvet bileşkesi, beyinler, ruhlar toplamıdır. Dostluk asıl her şey kaybedildiğinde etkin olan bir beraberliktir. Dostlukta sadakat esastır ve bu en doğal bir şekilde gösterilmelidir.
Önemli olan dostlarına hizmet eden değil, hizmete layık dostları seçebilen ve bunlara gereği kadar değer verendir. Dostluk alınamaz satılamaz. Kendiliğinden olmadıkça anlam taşımaz. Dost kapısının dışarıda tokmağı yoktur. O salt içerden açılır, sizin zorlamanızla açılmaz.
DALE CARNEGİE, “Dostsuz olmaktan ve tek başına yaşam mücadelesinde tükenmektense:
1. Başkaları ile ilgilen, onlara destek ol,
2. Yüzünden gülümseme eksik olmasın,
3. Ona ismi ile hitap et,
4. İyi bir dinleyici ol. Karşındakinin düşünce ve dileklerini anlamaya çalış,
5. Karşındakinin tecrübe ve bilgi gücünü aşma,
6. Karşındakine değer verdiğine onu inandır, diyordu.
Eğer etrafımızda güvenebileceğimiz, bizi gerçekten seven, her zaman yanımızda olabilecek, daha da ötesi, bize AYNA olabilecek dostlarımız yoksa yaşam anlamsız. Mutsuz ve problemli insanlara baktığımızda gerçek dostlarının olmadığını görüyoruz. Dostlukta önemli olan, dosttan gelen zorluğa katlanmaktır. Sadece iyi günde değil, asıl zor anlarda yanımızda olan ve bizi terk etmeyen gerçek dostumuzdur. Dost hatalarımızı, yanlışlarımızı, kusurlarımızı görmeli, bizi uyarmalı, onları düzeltmek için yardım etmeli. Bir sıkıntı ile, sorunla karşılaştığımızda yanımızda ilk o olmalı. Böyle dostlar yoksa nasıl mutlu olabiliriz ki?
Dileğim “Yaşamımızı gerçek dostlarla sürdürebilelim ve kendiliğinden hatırlanacak, anılarımızı yaşatacak, dostlarım var diyebilelim. Çünkü inanç, ümit, sevgi ve güvenin bulunduğu yerde daima yeşerecek bir DOSTLUK TOMURCUĞU vardır.





