Geçtiğimiz son 2 yıl bizlere insanlık olarak, geri dönüşü mümkün olmayacak birtakım değişiklikleri beraberinde getireceğini gösterdi. Şanslıyız ki bu değişikliklerin beraberinde getireceği her şey insanlığın özgür iradesi ile seçeceği karara bağlı.
Yani kendi kendine gelecek hiçbir şey yok. Her şey insanlık olarak yapacağımız seçimin sonucunda gerçekleşecek.
Peki bu durumda neyi seçeceğiz? İsrafı mı yoksa dengeye gelmeyi mi? İnsanlık, tarihte hiç olmadığı kadar muhteşem bir bolluğun içerisinde yaşıyor. Binlerce yıl önce yaşamış kralların sahip olamadığı çokça “lükse” bile şu an yaşamak için en aşağı gereksinimler olarak bakıyoruz…
Peki bunca bolluk beraberinde insana gerçekten aradığını getirdi mi?
İçerisinde bulunduğumuz duruma bakacak olursak, hayır getirmedi.
- Günün yarısından çoğunu işgal eden uzun çalışma saatleri, trafik çilesi ve sadece çalışmak için yaşıyor olmanın getirdiği bunalım…
- Daha iyi bir yaşam sunmayacağını bile bile daha üst bir rütbeye erişebilmek için başkalarını ezmekten kaçınmayışımız…
- Aile ve arkadaşlarla geçirebileceğimiz zamanın alabildiğine kısıtlı olması…
- Ve bu kısıtlı zamanın aile ve arkadaş ilişkilerimize değer katmasından ziyade onları daha da değersizleştirmesi…
- Bireysel olarak kendimizi gerçekleştirmek istediğimizde dahi şu meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağından bir adım yukarı çıkamıyor olmamız…
- Sosyal medya sayesinde milyarlarca insanın birbirleriyle iletişime geçebilmesi. Bunun devamında gelen insan bolluğu ve bu bolluğun insanlar arasındaki ilişkilerin değerini düşürmesi…
Evet, son 2 yıl çok daha açık bir şekilde bize şunu gösterdi ki çok çalışmak ve çok şeye sahip olmaya çabalamak aslında sandığımız kadar da getirisi yüksek şeyler değilmiş…
Dahası bu da yetmezmiş gibi, evlere kapanmak zorunda kaldığımızda, yıllardır kendimizle baş başa kalmamış olduğumuzu fark ettik.
Bir şeyleri elde etmek için koşturmamızı veya başkalarıyla bağ kurmayı bir kenara bırakın, kendimizle dahi ne kadar minimal bir seviyede bağ kurarak yıllardır hayatta kaldığımızı(hayır buna yaşamak diyemiyorum) gördük.
Peki ne yapmalı?
Birey olarak içsel analizimizi yapmalı ve gönüllü olarak taşın altına elimizi koyup kendi kendimizi düzeltmeye başlamalıyız.
Bunun sonrasında kendimize olan tutumumuzu değiştirdiğimiz gibi, başkalarına karşı olan tutumumuzu da değiştirmeliyiz.
İlk etapta kendimizle olan bağımızı geliştirmeli ardından diğerleriyle daha derinden ve yapıcı bir bağ kurmak için her gün ısrarla çaba sarf etmeliyiz.
Aile ve arkadaşlarımızla geçireceğimiz vaktin kıymetini bilmeli ve buna değer katabilmek için aktif çaba harcamalıyız.
İnsanlarla etkileşime girerken, uzun soluklu bir işe girişecekmiş gibi davranmalı, insanları sadece kullanıp atılacak eşyalar olarak görmemeliyiz.
Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma diye bu yüzden boşa demiyorlar.
Daha üst bir rütbeye erişmenin her zaman daha iyi bir şey olmadığının farkına varmalı ve bazen başkalarını ezerken aslında asıl ezdiğimizin kendimize olan saygımız olduğunu fark etmeliyiz.
Birbirimizle olan ilişkimizi tüketim-israf ikilisinden üretim-denge ikilisine çevirmeliyiz.
Şu an insanlık olarak yaptıklarımızın sonucunu yaşıyoruz.
Peki içsel olarak kendimizi geliştirip, diğerleriyle daha derinden bağ kurarak dengeye gelmeyi denersek bunun sonucu ne olur?
Bunu bir düşünün derim.
Eğer hayalinizdeki sonuçlar, şu anki yaşantınıza baktığınızdan daha güzel ise, yapmanız gereken şeyin ne olduğunu biliyorsunuz.
Seçim sizin





