Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

EGO: ‘Küresel Ekonomik Buhranın Nedeni’

Ego, yani kalbimize doğa tarafından damgalanmış bir niyet… Sadece kendi çıkarımıza çalışabilmemize olanak sağlayan bir mekanizma ile kurulmuş, arzular bütünü… Belki, insanlığın bir kısmı, “insan”ın kalbine mühürlü bu mekanizmanın, yaşamın her alanına nasıl da zarar verdiğini, fark etmeye başladı, kalan kısmı ise yakında fark etmeye başlayacak.

Ego, yani kalbimize doğa tarafından damgalanmış bir niyet… Sadece kendi çıkarımıza çalışabilmemize olanak sağlayan bir mekanizma ile kurulmuş, arzular bütünü… Belki, insanlığın bir kısmı, “insan”ın kalbine mühürlü bu mekanizmanın, yaşamın her alanına nasıl da zarar verdiğini, fark etmeye başladı, kalan kısmı ise yakında fark etmeye başlayacak.

Ancak, insanoğlunun önümüzdeki yıllarına damga vuracak olan, “ego”nun bize vereceği tahribatın derecesini, fark ediyor muyuz acaba? Belki de aklınıza gelen soru şu: İnsan gelişimini, doğadaki diğer türlerden ayıran ve hızlandıran, bu egoistik arzular yığını, nasıl olabilir de küresel ekonominin önümüzdeki buhranı ile alakalı olabilir?

Kulağa şu an için anlamsız geliyor olsa da bu, böyle, çünkü, “insan” türü, egoistik gelişiminin sonuna geldi. Bu, hayatın her alanında karşımıza çıkıyor ve küresel ekonomiyi de etkilemesi, kaçınılmaz. Egoistik kalbimizin hükmettiği aklımız ile tarih boyunca oluşturmuş olduğumuz ve şu ana dek, aslında fena da işlememiş olan küresel ekonomiyi, ahenkli bir şekilde işleten tüm kuramlar, artık geçersiz.

Peki neden böyle?

Cevap basit; insanlığın her türlü gelişiminin arka planındaki yakıt olan, kalplerimize mühürlü egoistik arzuların, son kullanım tarihi geldi. Bunun en büyük etkilerini de ekonomide görmeye başlamamız, kaçınılmaz. Bu nedenle, bizler, artık, küresel ekonomik bunalımın, gün geçtikçe daha da fazla konuşulacağını beklemeliyiz. Hatta, nasıl olup da buna bir çare bulunamadığını, bu kadar göz önünde olan büyük ekonomistlerin, nasıl böyle yanlış kararlar alıp, kritik hatalar yaptıklarını konuşmaya başlayacağız.

“İnsan”, kalbinde değişiklik yapamadıkça, görünürde, şu ana dek insanlığa refah getirmiş tüm ekonomik modelleri takip etmek isteyenlerin, dünyayı büyük bir ekonomik buhrana götürmeleri, kaçınılmaz. Eski hiçbir yöntem, bakış açısı veya tecrübe, insanlığa, ekonomik refahı, tekrardan kazandıramaz. 

Küresel ekonomiye yön veren bütün kurumlar, bu saatten sonra, “insan”ın ekonomik refahı için, bir şey yapabilecek koşulda değiller, ancak, bunun farkında olmadıkları ve kalplerini, egoistik niyetlerden arındırmaları gerektiğini bilmedikleri için, küresel ekonomik sorunlara çözüm bulabileceklerini zannetmekteler. Ancak, gerçek şu ki; kalplerini değiştirmeden, bir çare bulabilme şansları yok.

Artık, ok yaydan çıktı ve “insan”, tek bir kalpte, anti-egoistik bir niyetle, tüm insanlığın refahını amaçlamadıkça, ekonomik refaha ulaşmamız, mümkün görünmüyor. “İnsan”ın dahil olduğu, ancak, bizlerin egoistik bakış açımızla, kendimizden “ayrı” hissettiğimiz doğa, düğmeye bastı ve kalplerimizde, yeni, anti-egoistik bir niyet oluşturmadıkça, durmayacak… Eski usul yöntemler, bu saatten sonra geçersiz, hayatın hiçbir alanı ve dünyanın hiçbir ülkesi de bundan azade değil…

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Mükemmel Sinematografi

Sonraki Makale

Son Şarkı

Related Posts
Devamını Gör

Uyuşturucu Paravanındaki Hayatlarımız

'Bir Rüya İçin Ağıt' adlı filmde, hayatlarının zorluklarına katlanabilmek ve biraz olsun huzurlu hissedebilmek adına, uyuşturucunun verdiği mutluluğun güveninde birbirlerini sevdikleri fikrinde olan ve bu bağlamda romantik bir ilişki yaşayan Harry ve Marion çiftinin mutluluğu, paraları bitip de uyuşturucu temin edemeyecek duruma geldiklerinde, adeta bir mum gibi söner. Çifti mutlu hissettiren, aralarındaki sevgi bağı değil, uyuşturucu vasıtasıyla, kaygılarını ve ızdıraplarını unuttukları anın dayanılmaz hafifliğidir. Ve bu hafifliğin, yerini yoksunluk krizlerine bırakmasıyla birlikte, çiftin ne ilişkisi ne de mutluluğu kalır.
Devamını Gör

Ulus Olmak

Aileler büyüdü, kabile oldu. Kabileler büyüdü, ülke oldu ve nihayet yirmi birinci yüzyıldaki devletlere kadar geliştik. Atalarımızın ortak tarihiyle birlikte kendimizi bu topraklarda bulduk. Ekmeğini yedik, suyunu içtik. Yan yana savaştık, öldük, dirildik, yedik, içtik, bayramlar yaptık, hüzünler yaşadık, kucaklaştık, kavga ettik... Ama ulus olamadık.