Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Gerçeği Algılamak

Önceki makalemde insan doğasından bahsettim ve nasıl işlediğini anlattım. Bu makale aslında devamı… Yani duyularım, karakterim ve genlerim ile hormonlarım bana nasıl bir dünya yansıtıyor? Hayatı ya da dünyayı 5 duyumuzla algılıyoruz. Görme, koklama, duyma, tat alma ve dokunma ile. Bu 5 duyu bize içinde bulunduğumuz dünyanın bu şekilde olduğunu gösteriyor. Aslında dünya böyle mi ya da böyle değil mi bilmiyoruz çünkü köpekler, arılar, sinekler ve diğer canlılar içinde bizim bu haliyle gördüğümüz dünyayı çok ama çok farklı görüyorlar, farklı hissediyorlar ve farklı anlıyorlar. Ama biz, bize gelelim…

Önceki makalemde insan doğasından bahsettim ve nasıl işlediğini anlattım. Bu makale aslında devamı… Yani duyularım, karakterim ve genlerim ile hormonlarım bana nasıl bir dünya yansıtıyor? Hayatı ya da dünyayı 5 duyumuzla algılıyoruz. Görme, koklama, duyma, tat alma ve dokunma ile. Bu 5 duyu bize içinde bulunduğumuz dünyanın bu şekilde olduğunu gösteriyor. Aslında dünya böyle mi ya da böyle değil mi bilmiyoruz çünkü köpekler, arılar, sinekler ve diğer canlılar içinde bizim bu haliyle gördüğümüz dünyayı çok ama çok farklı görüyorlar, farklı hissediyorlar ve farklı anlıyorlar. Ama biz, bize gelelim…

Bilimsel olarak biliyoruz ki genlerimiz ve hormonlarımız bize atalarımızdan geliyor. Yani insanların karakterleri, özellikleri atalarından kişiye geçiyor. Peki, atalarımız nereye kadar dayanıyor… İnsanoğlunun ta yaratılışına kadar… Yani içimizde bir hayli birikim var aslında ve bu birikim bu yüzden her nesli bir öncekinden daha zeki yapmaktadır. Elbette daha da egoist de yapmaktadır.

Her birimiz farklıyız hatta ikizlerin bile farklı bir noktaları vardır. Hiçbir varlık tıpa tıp birbirine benzemez. Bu yüzden hiçbirimiz bir başkasının dünyadan aldığı izlenim ve hissin aynısını alamayız ve bu his her zaman farklıdır. Örneğin bugün “çok mutluyum” dediğim zaman karşımdaki kişinin mutluluktan aldığı anlayış benimkinden farklıdır. Hissettiğimiz her şey için bu geçerlidir. Ortak bir dünya görüp algılamamıza rağmen izlenimlerimiz farklıdır. Nasıl yüzlerimiz ve karakterlerimiz farklıysa dünyayı hissedişimiz, algılayışımız da farklıdır.

Bu yüzden başkasıyla hem fikir olmadığımda, başkasını anlayamadığımda veya herhangi bir koşul olumlu ya da olumsuz olduğunda asla bir diğeriyle aynı hissetmem mümkün olamaz… Yakın olunabilir, hemfikir bile olunabilir ama aynı his ve izlenim asla olmaz. Bu insanoğlunun ne kadar farklı ve aslında ne kadar zengin, detaylı ve sonsuz bir algı içerisinde olabileceğinin güzel bir işaretidir.

Sonuç olarak şuna gelmek istiyorum. Kimseyi suçlayamazsınız çünkü hiç kimse karakterini seçmedi. Hangi ülkede ve hangi kültür, gelenek, din ve renkte doğacağına karar vermedi (biliyorum bazı “spiritüel” akımlar hayatımızı biz seçiyoruz falan diyorlar ama hayatınıza bir bakın… Gerçekten bunu seçecek kadar aptal mıydınız? Felsefeye bu yüzden girmeyeceğim, felsefe artık ağızlarda başkalarına küfür etmek için kullanılan bir kelime oldu, biz bilimsel kanıtlarla ilerleyelim).

İnsan bunların kararını vermiyorsa, doğduktan sonra peki ne oluyor? İçinde bulunduğu çevrenin etkisi altına giriyor. Yani birileri beni kendi kafalarına göre bir okula gönderiyor, beni kendi arzularına göre giydiriyor, hatta beni nasıl çağıracaklarına bile bana ad vererek onlar karar veriyor ve kişi kendi seçimi olmayan bir çevrenin etkisi altında atalarından geçen nitelikleriyle gelişiyor ve o toplumun bir ürünü oluyor.

Dünyayı algılayışı da 5 duyusu+atalarından aldığı karakteristik özellikler + toplumun etkisiyle karakteristik özelliklerinin iyi ya da kötü şekil almasıyla dünyayı görüşü, anlaması ve yargılaması olmaktadır.

Şimdi bunu bir önceki makalem “İnsan Doğası” ile bir araya getirin. Eğer insan doğası kendisini sürekli tatmin etmek isteyen ve arzularını gerçekleştirerek yaşayan bir varlıksa o zaman kişinin arzularının seçimi bu egoist doğa içindeyken yukarıda bahsettiğim hayatı algılama koşulu dahilinde olacaktır.

Sanırım jeton düştü. İnsan doğasını ben seçmedim, yani kimse bana “hey seni sürekli arzuları olan ve bunları tatmin etmek için koşuşturan bir varlık olarak yaratacağız, bu konuyla ilgili görüşlerini alabilir miyiz?” diye sormadı!

İkinci koşula gelelim. Eğer kimin çocuğu, hangi ülkenin, toplumun, dinin, kültürün, eğitimin ve hayat tarzının içinde doğup nasıl yetişeceğimizi de biz seçemediysek… Ve bilimsel olarak kanıtlandığı gibi eğer biz toplumun bir ürünüysek… O zaman kişinin hiçbir şekilde özgür seçimi olmadığını görebiliriz.

Yapacağım tüm seçimler beni ne tatmin edecekse o programda olacak + bunlar karakteristik özelliklerimden gelecek ve toplumun bana olan etkisiyle şekillenişime bağlı olacak. Gördüğümüz gibi kişi özgür seçim denilen bir şeyi asla uygulayamaz.

NOT: Geçenlerde birisi şöyle dedi: “Ama ben bir menüden istediğim bir şeyi seçmekte özgürüm!”. Bir köpeğin önüne 3 farklı yiyecek koyun… Hepsini koklar ve ilk en çok istediğini gidip yer. Şimdi… Bir köpek kadar özgür olabildiğini düşündüğün için kendini kutlayabilirsin.” dedim. Elbette benimle artık konuşmuyor ama önemli değil. Çünkü önemli bir doğa kuralını muhafaza ediyorum: O da çevre… Eğer etrafımda aptallar olursa bende aptallaşırım. Etrafımda akıllı ve öngörülü ve aklıselim insanlar olursa bende onlar gibi olurum ve daha da gelişmeyi arzularım. Bu yüzden kişinin yapabileceği en azından iyi bir seçim var: Kendisi için iyi bir çevre seçmektir ki iyi ve olumlu bir şekilde gelişsin.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Hayatın Sırrı

Sonraki Makale

Bir Çift Göz

Related Posts
Devamını Gör

Her Hikâye Hatırlamakla Başlar

İnsanın bu dünyadaki varoluş amacını sorgulaması, insanlık tarihinin en kadim ve evrensel sorularından biridir. Felsefe, biyoloji, kozmoloji ve maneviyat gibi birçok disiplinde ele alınan bu konu, aslında tüm yaşamın en temel ve köklü arayışlarından birini oluşturur. Neden burada olduğumuzu, hangi amaçla bu dünyaya geldiğimizi hatırlamak belki de hayatın en büyük ve en kutsal görevlerinden biri. Ancak bu sorunun cevabına ulaşmak, derin bir içsel yolculuk, kendini ve hakikati keşfetmeyi gerektirir.
Devamını Gör

Ekolojik Problemler

Öncelikle insan doğasını inceleyecek olursak insanın sürekli mutlu olmak ve haz almak, bir nevi doyum almak derdinde olduğunu görürüz. Toplumun farklı katmanlarında haz ve doyum farklı olsa da özümüz haz almak üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla haz alamazsak hayatı karanlık ve yaşamaya değmeyen bir yer olarak algılarız. Dünyayı, amaçsız ve anlamsız olarak görmeye başlarız. Bu yüzden arzularımızı tatmin etmeye çalışarak yaşar, ne pahasına olursa olsun mutluluktan mutluluğa koşar ve arzularımızı egoistçe tatmin ederiz.