Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

İnsan İlişkilerinde Koşul

İnsanın sosyal bir varlık oluşu “öteki” ile etkileşimini zorunlu hale getirir. Bu etkileşimin biçimi ve niteliği, tarihsel süreç içerisinde oluşmuş dinler, kültürler, ideolojiler tarafından belirlenir. Algıyı belirleyen bu süreçler, her toplumda aynı düzeyde olmadığı gibi, aynı toplum içinde yaşayan bireylerde bile farklılık gösterebilir. Koşulluluk da diyebileceğimiz bu yaklaşım farklılıkları arttıkça, insan ilişkilerinde yabancılaşma da o kadar artar.

İnsanın sosyal bir varlık oluşu “öteki” ile etkileşimini zorunlu hale getirir. Bu etkileşimin biçimi ve niteliği, tarihsel süreç içerisinde oluşmuş dinler, kültürler, ideolojiler tarafından belirlenir. Algıyı belirleyen bu süreçler, her toplumda aynı düzeyde olmadığı gibi, aynı toplum içinde yaşayan bireylerde bile farklılık gösterebilir. Koşulluluk da diyebileceğimiz bu yaklaşım farklılıkları arttıkça, insan ilişkilerinde yabancılaşma da o kadar artar.

Güzel-çirkin, yaşlı-genç, büyük-küçük, kısa-uzun, boylu poslu-boysuz possuz, eğitimli-eğitimsiz, zengin-yoksul gibi, insanın kazanmış olduğu ve verili her türlü sıfatlar, ilişkilerde bir koşul yaratarak, bir perdeye neden olur. Günümüzde, dikkat ederek bakılınca sık görebileceğimiz koşulluluk durumlarından biri de engelliliktir.

Bireyin bedensel, zihinsel ve duyusal yetilerini çeşitli düzeylerde yitirmesi, engellilik olarak tanımlanır. Tarihsel süreç içerisinden günümüze dek, engelli bireyler, toplum içerisinde hep var olmuştur. Hep var olacağı da aşikârdır. (Öyle ki, her bir engelsiz birey de her an için engelli olma potansiyelini beraberinde taşır.) Engelli bireyler, diğer bireylerden çok daha fazla yaşam mücadelesi içerisindedir. Çünkü, genel toplumsal yapılanma içerisinde erk sahipleri ve karar vericiler tarafından göz ardı edilmiş, marjinal bir grup olarak sosyal yaşamın dışına itilmiş ve kendi kaderlerine bırakılmışlardır. Yakın geçmişe kadar, engelliler, günahları nedeniyle Tanrı tarafından cezalandırılan, bedel ödemeye mahkûm insanlar olarak algılanırdı. Hilkat garibeleri, kötü talih sebepçileri, uğursuz ve deli olarak yaftalanırdı… Modern zamanlara kadar, engelli insanlar, çok uzun süre eziyetli bir süreçten geçtiler.

Modern dünyada ise engellilere dair bir farkındalık geliştirilmiş, kamusal yaşam içerisinde ve ortak yaşam alanlarında görünürlükleri sağlanmış, dezavantajlı durumlarının düzenlenlenmesine dair, görece iyileştirme koşulları oluşturulmuştur.

Fakat, zihinsel yapılanmalarımızda, engellilere karşı düşünce kalıplarımız henüz bir dengeye ulaşmamış, sarkaç salınımı bu kez renk, biçim, şekil değiştirip, daha ince bir kisve ile geri dönmüştür.

Şimdilerde, engellilere karşı düşünce kalıbımız, aşırı önemliliktir. Pratiğimiz, aşırı yardımseverlik, aşırı şefkat, aşırı duyarlılık, aşırı dikkattir. Engelli bireyin talebi olsun ya da olmasın, ‘Aman sen yapma, senin yerine ben yapıyım’ cılıktır. Kör gözüne, gör gözüne… der gibiyiz. Aşırı önemlilik davranış kalıbı, sorunlu bir davranış kalıbıdır. Bu davranış kalıbı, temelinde korku içerir. ‘Aman senin için gereken sevgiyi, şefkati ve pratiği fazlasıyla sergiledim, vicdanım da rahat, şimdi benden olanca uzak dur’ kalıbıdır. Ego kalıbıdır. İnsancıl değildir. Bu davranış kalıbını sergilediğimizde, engelli bireye engelini yeniden yeniden hatırlatır, yanlış kök inaçların ortaya çıkmasına neden oluruz. ‘Ben sevilmiyor ve eşit görülmüyorum, zaten bunları da hak etmiyorum’u, kibarca engelli bireyde açığa çıkarmaktır.

Olması gereken ise bütün alışkanlıklardan öteye gerek duygu ve düşüncede gerekse de gündelik davranış pratikleriyle, engelli bireylerle eşit insan ilişkileri kurmaktır. Onlarla ilişkide dengeyi bularak, insanlar arasında ki bir koşulu daha ortadan kaldırmak ve hep birlikte ‘insan üst kimliğinde buluşmaktır.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Yağmur Duası

Sonraki Makale

Başkalarından Koparılan Umutlar

Related Posts
Devamını Gör

Kendini Seçmek: Yalnızlık

Dünya, görünmez bir kubbe gibi üzerimize yayılmış; yıldızlar, şehirler ve insanlarla dolu. Ancak, bu kalabalık ve yoğun görüntünün altında, birçok insan kendini yalnız hissediyor. Bu yalnızlık duygusu, sadece fiziksel izolasyondan kaynaklanıyor olamaz; aynı zamanda, ruhsal ve duygusal bir boşlukla da ilişkili olsa gerek.
Devamını Gör

Nitekim Dünya

Her zaman, özgürlük hayatımdaki en önemli şey olmuştu. Özgürlüğüm için çok şey feda ettim ve fakat fark ettim ki, ben özgürlüğün kölesi olmuşum. Amaninnn şapşikliğin daniskası bu. Özgürlük ile özgürlüğün kölesi olmak arasındaki sınır nerededir sizce?
Devamını Gör

Yanmaktan Korkan Kibrit

Hatırladığım en derin ve en eski anımı bulmaya çalışarak, fazlasıyla yoruldum. Ulaştığım her nokta, karanlık ve aydınlık arasında tuhaf bir sinema. Maalesef, hatırladığım sahnelerin hangisi daha önce gerçekleşti bilmiyorum, hangisi daha eski anlayamıyorum. Sadece karanlığı hatırlıyorum ve arada bir parlayıp, sönen alevleri.
Devamını Gör

Barış Nedir?

 “Barış”, sanki yeni bir yaratılışın ilk kelimesi gibi. Hem isim hem emir hem de ümit edilen gibi. Uzaklardan çıkıp gelecekmiş de her şeyi yoluna koyacakmış gibi. Çok çaba verilirse, hemen yanı başında bulacakmışsın gibi. En çok savaştığın her ne ise onun sana bir gül uzatması gibi, aniden içinde çiçek tarlası açacakmış gibi. Seni en çok ağlatanın, karanlıklara sürükleyenin bir anda elinden tutup aydınlığa götüreceği, en uzaktakini kalbinin içinde bulacağın o isim. Adını verdiği her şeye yakışan, o belli belirsiz isim: "Barış." Herkesin ve her şeyin, üstüne giydiğinde çok yakışan güzel bir kıyafet gibi. Senin içindeki bana ait bir parçanın, benim içimdeki sana ait o parçayla el sıkışması ve birbirine verdikleri bir söz gibi.