Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

İnsan Neden Ağlar?

İnsan, elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, artık kendi kendine yardım edemediğini anladığında, çareleri tükendiğinde, çaresizlik tüm bedenini ele geçirdiğinde ağlar. Binlerce kelimenin yerine geçecek bir söyleşinin başlangıcıdır bu. Cevap bulmamış yüzlerce sorunun, insanın omuzlarında yarattığı baskıya bir yanıttır. Kalbin öne geçmesidir bir başka deyişle!

İnsan, elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen, artık kendi kendine yardım edemediğini anladığında, çareleri tükendiğinde, çaresizlik tüm bedenini ele geçirdiğinde ağlar. Binlerce kelimenin yerine geçecek bir söyleşinin başlangıcıdır bu. Cevap bulmamış yüzlerce sorunun, insanın omuzlarında yarattığı baskıya bir yanıttır. Kalbin öne geçmesidir bir başka deyişle!

Gözümün gördüğüyle, hissettiklerim arasındaki çelişkidir. Bir türlü çözemediğim, içine giremediğim bir denklemde, en bilinmeyene yakarıştır. Dökülen her bir gözyaşı, yerine gelmemiş bir isteğin yeniden değerlendirilmesi için, yüreğin en temiz, en derin yerinden yükselen bir taleptir. Bazen ‘konuşmalıyız’ bazen ‘söyleyecek sözüm kalmadı’ demektir.

Bazıları çok daha farklı ağlar. Bazılarının ruhu ağlar. İnsan olması gereken yerde olamadığı, alması gerekeni alacak, vermesi gerekeni verecek gücü kalmadığı, kayıpları arttığı için, kendi zayıflığını, küçüklüğünü, aşağılığını fark ettiğinde, farklı bir seviyede ağlar, işte o zaman insanın içsel evleri ağlar.

Kısaca biz insanlar, yalnız ve yalnız kendimiz için ağlıyoruz. Bazen de başka birinin göz yaşlarına duyduğumuz sözüm ona ‘şefkat’ yüzünden göz yaşı döküyoruz, çünkü onun başına gelenlerin bizim başımıza gelmesinden korkuyoruz.

Bu, bir insan, kendi hikâyesini, acısını anlatırken aklımıza hemen kendi hikâyelerimizin gelmesine benziyor. Demek ki, kendi dışımdan gelen sinyalleri bile doğru işleyecek bir aparatım olmadığından, her şeyi kendim için kullanıyorum, çünkü kendi dışımda olan hiçbir duyguyla eşitlenemiyorum.

Bir insanla eşitlenmek ne demek? Bu radyoyu karıştırırken, doğru frekansı yakalamadan önce, sesi net olarak alamamak demek. Belki de defalarca yaşadığımız iletişim kusurlarının hatta kazalarının sebebi budur. Ses yerine cızırtı, parazit duymamız!

Bu yüzden, kendimizi kalibre etmemiz, kendi frekansımızla, uyumlanmak istediğimiz insanın frekansını eşitlememiz gerekiyor.

Bunu yapabildiğimizde kim bilir nasıl ilişkiler kuracak, birbirimizle hangi düzeyde konuşabileceğiz! Belki de konuşmamıza bile gerek kalmayacak zira dilden dökülen sözcükler bir önceki seviyemize ait olacak, orada sonsuza dek mahsur kalacak…

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

'Asla' Dediklerim

Sonraki Makale

Kırık Kalpler Çağı

Related Posts
Devamını Gör

İnsan; Unutan Demektir

'Nisyan’ kelimesinden türeyen ‘insan’; unutan, hatırlamayan demektir. Biz ki; Yaratan’ın en büyük projesi, tüm sıfatlarının toplandığı tek varlık. Tüm kainatın içine sığdırıldığı ‘biz’, bir kendimizi sığdıramadık hiçbir yere. İçimizde yedikçe daha da genişleyen koca bir kara delik açılmışçasına kapıldık, sanal konfor alanlarımıza. Bilemedik; nerden geldik, nereye gidiyoruz. Daha da korkuncu, bunu hiç düşünmedik bile…
Devamını Gör

Yalandan Ölüm

Her bir insan, sabahtan akşama kadar, kendilerinden bağımsız, çeşitli hislerden geçer. Bizler, bilinmeyen bir güç tarafından etki altına alınmış gibiyiz, zira, insanın ne hissedeceği, elinde değildir. Bazen, üzerimizdeki tüm yükler hafiflemiş ve tüm borçlar ödenmiş gibi hissedebiliriz. Bizleri çepeçevre saran, sebebi bilinmeyen, sınırsız bir mutluluğun içinde yüzebiliriz. Bununla beraber, kesintisiz bir mutluluk halinde olmak, mümkün değildir. Aldığımız kötü bir haber, duyduğumuz herhangi bir söz, bütün hissiyatımızı değiştirebilir. Gün içerisinde, geniş bir yelpazede değişen, çeşitli hisler tarafından yıkanmak, bizi giderek gelişen, yeni bir varlık haline getirir. Hislerimizi ve yaşantılarımızı, iyi veya kötü olarak değerlendirebiliriz. Ancak, aslında, bütün hisler ve yaşantılar iyidir ve her birimiz, hissetmemiz gereken hisleri hissedip, yaşamamız gereken şeyleri yaşayıp, olmamız gereken kişi olmaya doğru yelken açmış vaziyetteyiz.