“Sevgi” ne güzel bir sözcük.. Kulakta hoş bir tını bırakıyor ve kalbimizi canlandırıyor. Kimimiz bir kedi veya köpekte, kimimiz çocuklarımızda, kimimiz de karşı cinste “sevgi” yi arıyor. Ama aradığımız “sevgi” denen şeyin ne olduğunu biliyor muyuz ki?
Biz insanlar binlerce yıldır kendimizi iyi hissettiğimiz şeye bağlanıyor ve o şeyin kalbimize iyi gelmesine, bize tat vermesine “sevgi” adını veriyoruz. Bizi iyi hissettirmesi karşılığında onu sevdiğimizi ve ona değer verdiğimizi söylüyoruz.

Bu “sevgi” nesnesi bazen bir kedi veya bir köpek oluyor. Onun bize bağlanışını seviyor, bize muhtaç şekilde bakan gözlerini öpmek istiyor, yumuşacık tüylerinden gelen sıcaklık hissi kalbimizi uyandırıyor. Ancak bilmemiz gereken bir şey var. “İnsan” nihayetinde sadece kendisine iyi gelen şeyi seviyor.
Misal… Dostluk maması alıp köpek dostlarımıza onu ikram ederken, dostluk mamasının içindeki hayvansal proteinlerin kaynağını sorgulamayız. Ya da çok sevdiğimiz akvaryum balıklarımızı canlı yem ile beslerken, balıklara yem olan canlılar bizi alakadar etmez. Eti için hızlıca büyütülerek kesilen pilicin kanadını mideye indirdikten sonra kalan kemiklerini çok sevdiğimiz sokak kedilerine yem eder ve nasıl da hayvan sever olduğumuzla gurur duyarız. Sokak kedilerini sürekli besleyerek “insan eli” ile orantısız şekilde çoğaltırız ve onların avladıkları kuş, fare, sincap gibi hayvanların ekosistemden silinmeye başlamasını görmezden geliriz. Zira biz buyuz. İşimize gelen, bize iyi hissettiren şeyleri severiz ve önemseriz işimize gelmeyen şeyleri önemsemez ve doğanın mutlak düzeninini kendi aklımıza ve hislerimize uydurmaya çalışırız.
Ancak bu böyle devam etmeyecek..
“Sevgi” nin ona atfedilen nesneden ve bize “iyi” hissettiren şeylerden bağımsız mutlak bir içsel bir nitelik, adeta içsel bir devrim olduğunu artık anlamak zorundayız.
Peki bunu nasıl öğrenmeye başlayacağız?
Bunun tek yolu var: “İnsan sevgisi” ile… Karşımızdaki insanın bize iyi veya kötü hissettirmesinden, dilinden, dininden, ırkından, cinsel tercihinden, politik görüşünden ve buna benzer ne varsa tümünden bağımsız olarak sadece insan olduğu için sevebilme kabiliyeti kazandıkça gerçek “sevgi” yi kalplerimizde hissetmeye başlayacağız.
İşte o zaman hayvanları, dağları, taşları yani çevremizde ve doğada ne varsa “hepsini” gerçekten sevebilecek ve aslanlarla ceylanların bile aslında birbirine sevgi ile yaklaştığını görebileceğiz.
Artık çalışmaya başlamamız gerekiyor… “İnsan sevgisi”nden “diğer her şeyin” sevgisine doğru…





