Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

İnsanların Oynadığı Psikolojik Oyunlar

İnsanlar arasındaki ilişkilerde zaman zaman farkında olmadan tekrarlanan bir takım davranış kalıpları vardır. Psikiyatrist Eric Berne, İnsanların Oynadığı Oyunlar adlı kitabında bu davranış kalıplarını “psikolojik oyunlar” olarak tanımlıyor. Bu oyunlar, insanların bilinçaltındaki ihtiyaçları karşılamak için sürekli olarak başvurdukları, ama çoğu zaman farkında olmadıkları sosyal senaryolar olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu oyunlar neler ve günlük yaşamımızda kendini nasıl gösteriyor?

İnsanlar arasındaki ilişkilerde zaman zaman farkında olmadan tekrarlanan bir takım davranış kalıpları vardır. Psikiyatrist Eric Berne, İnsanların Oynadığı Oyunlar adlı kitabında bu davranış kalıplarını “psikolojik oyunlar” olarak tanımlıyor. Bu oyunlar, insanların bilinçaltındaki ihtiyaçları karşılamak için sürekli olarak başvurdukları, ama çoğu zaman farkında olmadıkları sosyal senaryolar olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu oyunlar neler ve günlük yaşamımızda kendini nasıl gösteriyor?

Bu makalede, Eric Berne’in perspektifinden insanların oynadıkları en çarpıcı oyunları, bu oyunların neler olduğunu gerçek hayattan basit örnekler vererek, dilim döndüğünce sizlere aktarmaya çalışacağım. Ben bu kitabı ilk okuduğumda, kendi çevremde, bu oyunların fazlasıyla oynandığına, sadece öznelerin değiştiğine tanık oldum. Öte yandan, kendi içimde de bir inceleme yaparak bu oyunların hangisini, hangi koşullarda oynamaya meyilli olduğumu da araştırdım ve gerekli ayıklamaları yapmaya başladım. Benim için çok faydalı bir süreç oldu, umarım sizler için de faydalı olur.

    Bu oyunda bir kişi, bir sorun hakkında sürekli şikâyet eder ancak ona sunulan tüm çözümleri de reddeder. Bu, kişi için bu oyun, çözüm aramaktan çok, dikkat ve sempati toplamanın bir yoludur.

    Örnek:
    Bir kadın, arkadaşlarına ilişkisi hakkında sürekli şikâyet eder. Grup ona çözüm önerileri sunar: “Daha fazla konuşmayı dene” veya “Ona duygularını anlat.” Ancak kadın her seferinde, “Evet, ama o beni anlamaz” ya da “Evet, ama bu işe yaramaz” diyerek önerileri reddeder. Bu şekilde, çözüm bulunmaz ama konuşma kadının dikkat toplama ihtiyacını karşılamış olur. Bu oyunu oynayanlar çözümden çok ilgi arar.

      Bu oyunda oyuncu, bir diğerini hata yaparken yakalamaya çalışır. Bu şekilde kendi üstünlüğünü pekiştirir ve hata yapanı suçlar.

      Örnek:
      Bir çalışan, patronunun hatalarını yakalamak için fırsat kollar. Bir gün, patronu bir raporu yanlış doldurur ve çalışan hemen hatayı fark edip patronuna gösterir. Bu çalışan için, patronu eleştirerek kendini daha güçlü hissetmenin bir yoludur. Bu oyunun arka planında, gizli bir güç mücadelesi vardır.

        Kişi, uzun süre boyunca duygularını bastırır ve bir noktada kontrolsüzce patlar. Bu patlama genellikle önemsiz bir olayla tetiklenir.

        Örnek:
        Bir anne, evdeki dağınıklıktan ve eşinin ona yardım etmemesinden rahatsızdır ama bunu dile getirmez. Bir gün, sadece bir bardağın kırılması üzerine büyük bir öfke patlaması yaşar. Bu küçük olay, annenin uzun süredir bastırdığı duyguları yüzeye çıkarır. Patlamanın asıl nedeni, daha derin sorunların birikmesidir.

          Kişi, sürekli başkalarının ona haksızlık yaptığını iddia eder ve kendini mağdur gösterir. Bu sayede sorumluluk almaktan kaçınır ve başkalarını suçlar.

          Örnek:
          Bir arkadaş grubu içerisinde, bir kişi sürekli olarak diğerlerinin ona kötü davrandığını söyler. Ne yaparlarsa yapsınlar, o her zaman mağdur hisseder ve grubu suçlar. Bu kişi için amaç, ilgi toplamak ve eleştiriden kaçınmaktır. Bu oyunda kişi, sürekli başkalarını suçlayarak sorumluluk almaktan kaçar.

          Bu oyun, evlilik ilişkilerinde yaygın olarak görülür. Bir eş, diğerini sürekli eleştirir ve ilişkiyi kurtarma çabası varmış gibi davranır; ancak aslında sorunların devam etmesini sağlıyordur.

            Örnek:
            Bir çift terapiye gelir. Kadın sürekli olarak kocasını her şeyden sorumlu tutar: “Sen hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun.” Koca ise pasif kalır. Aslında, kadın hem sorunları dile getirerek kendisini haklı hisseder, hem de kocasının pasifliğinden şikayet ederek evliliğin düzelmesini engeller. Bu oyun, ilişkideki sorunları çözmek yerine, kişinin sürekli şikâyet etmeyi sürdürmesine neden olur.

              Bu oyunda kişi, sürekli başkalarını “kurtarma” görevini üstlenir. Aslında bu, kişinin kendi değersizlik hissini örtbas etme ve başkalarını kontrol etme arzusunu tatmin etme yoludur.

              Örnek:
              Bir kadın, sürekli arkadaşlarının problemlerini çözmek için çabalar. Arkadaşlarına iş bulmak için tüm zamanını harcar. Ancak arkadaşları kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında, kadın kendini değersiz hissetmeye başlar. Bu oyun, diğerlerine yardım ederek kişi üzerinde kontrol sahibi olma çabasını gizler.

                Kişi, diğerlerinin başarısızlıkları üzerinden haklı çıkmaya çalışır. Bu şekilde kendini üstün hisseder.

                Örnek:
                Bir baba, oğluna iş hayatı hakkında sürekli tavsiyeler verir, ancak oğlu babasını dinlemez ve kendi kararlarını verir. Projesi başarısız olduğunda baba hemen devreye girer: “Sana söylemiştim, beni dinlemedin.” Bu oyun, diğerlerinin başarısızlığını bekleyerek kendini haklı çıkarma ihtiyacını pekiştirir.

                Eric Berne’e göre, insanlar bu oyunları bilinçsizce oynarlar çünkü bu oyunlar, bireylerin içsel psikolojik gereksinimlerini karşılar. Oyunlar, bireylere bir tür güvenlik duvarı sağlıyor ve kişinin kendini koruma çabası içinde olduğu durumlarda tetikleniyor. Berne’in teorisine göre, bu oyunların farkına varmak ve onları anlamak, kişisel gelişim ve sağlıklı ilişkiler kurma yolunda önemli bir adımdır.

                Bu oyunları oynamak doğal bir insan davranışı olabilir; ancak farkına varıldığında, bu oyunlardan çıkış yolu bulmak ve daha sağlıklı iletişim kurmak mümkün hale gelebilir. İnsanlar arasındaki etkileşimleri anlamak, özellikle kişisel ve profesyonel ilişkilerde büyük bir fark yaratabilir. İlişkilerinizi bu oyunlar üzerinden değerlendirin ve daha açık, dürüst ve sağıklı bir iletişim dili geliştirmek amacıyla farkındalığınızı artırın zira tek bir insanla bile gerçek bir bağ kurduğunuzda realiteniz değişecek sanki yeni, altıncı bir duyu organı edinmiş gibi olacaksınız. Bu yeni duyu organıyla kendi dünyanızı incelemeye başladığınızda artık sorunları değil, çözümleri bulma yönüne evrilecek ve kendinizi bir üst seviyeye taşıyabileceksiniz.

                Total
                0
                Shares
                Bir yanıt yazın

                E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


                Önceki makale

                İlişkilerde Manipülasyon ve Korunma Yolları

                Sonraki Makale

                Tanrı Sendromu: Gücün Esiri Olanlar

                Related Posts
                Devamını Gör

                İnsan Her Yerde Aynı

                Yıllardır dünyayı geziyorum. Her yeni ülkeye zaman zaman tekrar döndükçe görüyorum ki tüm ülkeler birbirine daha çok benziyor. Bahsettiğim şey insanlar elbette, bir ülkenin doğası ya da başka dünyevi özellikleri değil. İnsanlar artık her yerde aynı.
                Devamını Gör

                Yol ve Yolcu

                Yoldayken öğreniyorum ki, ruhum, ıslahına göre bedenleniyor. Bedenim, donatılmış olduğu beş duyu aracılığıyla dış dünyayı algılıyor ve algım da içine doğduğum çevrenin etkisiyle, içimde aktif hale gelen niteliklere göre şekil alıyor.
                Devamını Gör

                Gerçekliğin En Derin Hali Sevgidir

                Her kişi kendi yaralarına, kendi zorluklarına ve kör noktalarına sahip. Her ruh, her zaman elinden gelenin en iyisini yapıyor. Her ruhta dışarıya çıkmaya çalışan sevgi ve ışığı tanımalı, onlardan hoşlanıp hoşlanmadığınız konusunda kendinize dürüst olmalısınız. Herkesin yolculuğuna ve istedikleri gibi gelişme haklarına saygı göstererek! Aynı şekilde kendi yolculuğunuz ve istediğiniz gibi gelişim hakkınıza da saygı duyarak.
                Devamını Gör

                Hiçbir Yere Ait Olmayanlar

                Ne geçmişin dar kalıplarına sığabiliyoruz, ne de geleceğin varsayımlarından kendimize uygun kıyafetler seçebiliyoruz. Göğsümüzde birikenleri taşırmaktan korkarcasına sıkıştırdık her şeyi. Görülmek bile istemiyor insan. Bu kadar yüklenmiş duygularla yürürken hissiz rolü oynuyor. Yalnız yaşamak istiyor insan, paylaşmadan, acısını cebinden yanlışlıkla düşürür de bir başkası acısına yan gözle bakar diye korkarak yürüyor.