İnsanlık neye ihtiyacı olduğunu bilmeden yaşıyor. Evimizdeki eşyaların toplamı ile bizim gerçekten kullandıklarımızın toplamı arasındaki uçurum bunun ispatıdır. Aynı şey hayallerimiz ve düşüncelerimiz için de geçerlidir. Gerçekten ne olmamız gerekiyor ve neyi düşünmeliyiz?
Hayat kişiye öğretir. Çocukken birçok oyuncağımız vardı ve gözümüz gibilerdi. O zamanlar onların üzerine titreyişlerimizi şu an hissedebilsek şaşkınlık içinde olurduk. Ne kadar çocukmuşum derdik. Ancak bunu söylemek için çocukluğumuza kadar gitmemize gerek yok. Bir ay öncesine bir göz atmamız yeterli olabilir. Aklımızı sürekli meşgul eden şeyler şimdi çok saçma gelecektir. Bu bize bir ay sonra bugünlerin meşguliyetlerinin önemsiz geleceğini önceden bildiriyor. Öyleyse aklımıza sürekli taktığımız şeylerin üzerimizdeki bu gücü nasıl kırılabilir?
Cevap açıktır; kırılamaz. İnsan içine girdiği ruh haline kendisi isteyerek girmediği gibi kendisi de çıkamaz. Ancak onu bu ruh haline sokan çevresi ve kendi özelliklerinin karışımına bir ekleme yapabilir; bu da başka bir çevredir…
İşte siz de bu yazıyı okurken o başka çevre içerisindesiniz. Çevre yalnızca fiziki bir alan değildir. Çevre düşüncelerimizin ve arzularımızın olduğu ve beslendiği yerdir. Neyi besliyorsunuz. Bu hayatın boş ve har vurup harman savrulacak bir hayat oluşunu mu yoksa bir manası olabileceği sorusunu mu?
Bu bambaşka çevre sizi içinizde bulunduğunuz halden çıkarmaya başlayabilir. Gördüğümüz üzere ruh halimiz saniyesi saniyesine değişir ve herhangi bir ana takılıp kalmak hiçbir şey ifade etmemektedir. Öyleyse içimizi doldurup taşıran bu hallere yeni tohumlar ekilebilir. Zamanla içimizde yeni fikirler filizlenecek, baskın olmaya başlayacak ve hiçbir kontrolümüzün olmadığı içsel süreçlerimizin kontrolünü yavaşça seçtiğimiz çevre vasıtasıyla elimize alabileceğiz.
Belki de böylece neye ihtiyacımız var sorusuna gerçek bir cevap alabileceğiz ki tek ihtiyacımız da budur. Hayatta tek eksik olan şey niyettir yani amaç…
Amacı bulmak dileğiyle…





