Sevilebilir olan üzerine bir çarpışma sonucu.
Altında ezildiğim bir yük var, kambur etti beni, büktü belimi. Bir borç ki, ağır acizlik hissi, geri ödemeyi çok isteyip ödeyemediğim bir borç. Huzurumu öyle kaçırıyor ki, aldığım nefes külfet oluyor bana, kalbimin her çarpışı tarifi olmayan bir mahçubiyet.
Büyürken nankörlüklerime yaptığım şahitlik, dik durmamı gün geçtikçe zorlaştırdı. Bana sergilenen merhamete kapattığım kalbim öyle bir çarpıyor ki, pişmanlıktan tüm kenti kapı kapı dolaşıp, af dilenmek istiyorum. Bağışlanmadan, kapanmayı redediyor göz kapaklarım.
Nankörlüklerimdi ilk başta mahcubiyetimi doğuran, ardından bunca nankörlüğüme rağmen gösterilen merhamete tanıklığımla başladı utançlarım. O günden sonra, başım dik adım atamadım, yeri izledi gözlerim. Aklımda tek endişe; kimden nasıl özür dilerim? Varsayalım affedildim. Nasıl teşekkür edeceğim? Bunca mükafatı ben mi hak ettim?
Yürürken bir ağacı öpmek, bir kayayı kucaklamak gelir bazen içimden, ilkel atalarım gibi dağa taşa diz çökmek isterim.
Tımarhaneye kapatılmaktan korktuğum için, ağzım kapalı haykırırım göklere. Çok mahcup ve minnettarım “affet” diye.
Yine de vazgeçemediğim köpekliğim canlanır zihnimde. İşte buradan sonrası işkence. Bunca borca sahipken istemekten vazgeçemediğimi keşfetmek, bu arsızlık büyük eziyet.





