Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Ustama İthafen

Elinin değdiği her işte, mucizeler yaratan bir usta tanıdım. Çok şanslıyım, hiç hak etmediğim halde, atölyesinde barındım. Yanındayken gördüklerime çok şaşırdım. Çünkü, ‘bu toprakta olmaz’ diyenlere rağmen, ağaçlardan ve çiçeklerden yarattığı cennete tanığım. Bilmem, nasıl anlatayım ama gerçekten aşkla çalışan bir usta tanıdım. Mantıksız gelebilir ama gördüklerimi paylaşayım.

Elinin değdiği her işte, mucizeler yaratan bir usta tanıdım. Çok şanslıyım, hiç hak etmediğim halde, atölyesinde barındım. Yanındayken gördüklerime çok şaşırdım. Çünkü, ‘bu toprakta olmaz’ diyenlere rağmen, ağaçlardan ve çiçeklerden yarattığı cennete tanığım. Bilmem, nasıl anlatayım ama gerçekten aşkla çalışan bir usta tanıdım. Mantıksız gelebilir ama gördüklerimi paylaşayım.

Tükettiğinden fazlasını üreten ve bununla da kalmayıp, başka insanların mutluluğu için ter döken bir ustayı izledim. Kendi menfaatini gözettiğini, hiç kimsenin söyleyebileceğini zannetmem. Hatta, hayatta alabileceği birçok şey varken, hiçbirini almadığına şahitler sunarım. İşte, öyle yüce bir usta tanıdım.

Üstelik, atölyesinde, başka hayvanlarla da tanıştım. Hayvan dediğime bakmayın, ustanın ellerinde yetişen köpeğin, utandığını görünce, kendime ağladım. O, atölyenin en eskisiydi, benden sonra papağan geldi, bana vasatlığımı gösterdi. O, susmayı öğrendi, lakin ben öğrenemedim. Usta onu aldığında, tüyleri dökülüyordu, uyuz gibiydi, üstelik, çok vahşiydi. Usta, ona, erdemli ellerle dokundu. Çok kısa sürede, ısırmayı bıraktı ve uysallaştı. Usta, ona, sevgiyle melodiler seslendirdi. Tüyleri, Anka Kuşu gibi gürleşti ve o kuş beyinli papağan, ben kovulduğumda, ustaya şarkılar söyleyerek, şükranlar sunuyordu.

Tabii ya, anlatma vakti geldi; ben, o atölyeden kovuldum. Zaten, atölyeye alınmış olmam, bir lütuftu. Atölyede her şey onarılırken, ben bozuk kalmıştım. Dedim ya, köpek utandı, lakin, ben utanamadım, papağan sustu, ben susamadım.

Ustaya yalan söylemek de imkânsız. Burnumuz uzamazdı, fakat o, bizi kokumuzdan tanırdı. Öyle bir usta ki; yaptıklarımızı görüyor, yapacaklarımızı biliyor, hatta yapmayı düşündüklerimizi dahi, yüzüme vuruyordu. Üstelik, bunu yaparken, canımızı acıtmıyor, merhametini sergiliyordu. Tüm bozukluklarımızı görüyor, fakat, nefret etmiyor ve şefkatle onarıyordu.

Tabii susmayı beceremeyince, dinlemeyi de öğrenemedim. Atölye hayatım sonlandı, tamirim yarım kaldı. Köpek ve papağan, atölyede kalmayı başardı. Aslında, köpek görevi çoktan tamamlamıştı, utanmayı başarmıştı. Muhtemelen papağan da birçok görevi tamamlamıştır. Ben atölyeye tekrar alınır mıyım, bilinmez, fakat, uzaktan izlerim atölyeyi ve usta bilir bunu.

Anlattıklarımı sakın unutma. Belki bir gün, atölyede açarsın gözlerini ve gördüklerine şaşırırsın. Papağanı ve köpeği izle, onları küçük görme. Unutma, atölyede senden eskiler ve senden daha tecrübeliler.

Son olarak, sakın, ustayı kulaklarınla dinlemeye kalkma!

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Doğamızı Anlamak

Sonraki Makale

Yaşamaya Değer Ne Var?

Related Posts
Devamını Gör

Altıncı His

Kendi dışımızda olanı ne kadar algılayabiliyoruz, hiç düşündünüz mü? Eğer düşünmediyseniz gelin birlikte düşünelim. Bugünün bilimi bile insanoğlunun bu konuda sınırları olduğunu ve bu sınırın, beş duyu organımızın limitleriyle belirlendiğini düşünüyor. Peki bu beş duyu organımızın sınırlarını genişletmek, kendi dışımızdaki realitenin tümünü görüp, hissetmek, altıncı bir his edinmek mümkün müdür?
Devamını Gör

Rusya vs Ukrayna

İki komşunun arasındaki savaş tüm dünyayı nasıl etkiliyor? Öncelikle savaşın getirdiği huzursuzluk bir kenara, herkesin, yani hepimizin dünyaya bağlı ve bağımlı olduğumuzu anlamamız lazım. Gördüğümüz gibi yağımız, şekerimiz, ekmeğimiz dünyadaki olaylara bağlı. Hiçbiri bizim elimizde değil.
Devamını Gör

Ulus Olmak

Aileler büyüdü, kabile oldu. Kabileler büyüdü, ülke oldu ve nihayet yirmi birinci yüzyıldaki devletlere kadar geliştik. Atalarımızın ortak tarihiyle birlikte kendimizi bu topraklarda bulduk. Ekmeğini yedik, suyunu içtik. Yan yana savaştık, öldük, dirildik, yedik, içtik, bayramlar yaptık, hüzünler yaşadık, kucaklaştık, kavga ettik... Ama ulus olamadık.