Tüm hayatım hayal kırıklığı ve zorluklarla dolu bir arayış. Ve tüm bunlar, alma ve verme, ışık ve karanlık arasındaki tüm bu gerilimlerden kıvılcımlar çıkarabilmem için. Yalnız ışık ya da tek başına karanlık bana yardım edemez, ancak sadece birini diğeriyle çarpıştırdığımda, sanki taşı taşa çarpıyormuşum gibi, kıvılcımlar saçarım.
Bu satırı yazarken zihnimin arka planında beliren resim şuydu; çocukluğumda iki arkadaşım birbirleriyle tartışırken iki elimin işaret parmağını birbirine sürterek konuşmalarının alevlenmesine destek olurdum ahaaa şimdi bu eylemin anlam kazandı, çok geç oldu ama olsun…
Beni dolduran ve maddenin ötesinde böylesine yüksek anlayışlara götüren bu kıvılcımlardır ki, onların içinde özüme doğru yol alış ve doğadan gelen gücümü edinmeye başlarım belki de… Aslında yaratılışın içinde O’na doğrudan ulaşacak, O’nu anlayacak ve hissedecek hiçbir yeteneğim yok.
Fakat tam da karanlığı aydınlatan kıvılcımları üreten bu sürtünme sayesinde Yaradan’ın benim için hazırladığı yolu anlamaya başlayabilirim. İnanın bana bunları yazdıran ve hissettiren şey ne oldu henüz bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki, pek çoğunda eylemlerimi neyin motive ettiğinin farkında değilim.
Hayatımı adeta otomatik pilotta geçiriyorum ve yaptığımı yapmama, söylediğimi söylememe ve düşündüğümü düşünmeme neden olan şeyleri nadiren düşünüyorum. Bunun iyi bir nedeni var. Hiç kimse gibi bende eylemlerimi motivasyonumun sebebinin korku olduğunu anlamak istemiyorum. Sürekli kaçış modu içindeyim ve bunun düşüncesi ise dayanılmaz.
Hepimiz böyle miyiz? Evet bir şeyden, pek çok şeyden korkarız. İnsanların bizim hakkımızda ne düşüneceklerinden ve bizim hakkımızda ne söyleyeceklerinden korkarız. Çocuklarımız için o kadar çok aşamada korkuyoruz ki, bunu tarif etmeye bile başlayamam. Virüsten korkarız, iklimden korkarız, teröristlerden korkarız, tanıdıklarımız, iş arkadaşlarımız ve patronlarımız tarafından kullanılmaktan korkarız ve geleceğimiz ve çocuklarımızın geleceği için korkarız.
Kısacası, farkında olmadan hayatımızı her an şekillendiren ve belirleyen bir korkular ağı içine düşmüş durumdayız. Dahası, yaşadığımızı, var olduğumuzu bu ağ aracılığıyla hissederiz. Minerallerden bitkilere ve hayvanlara, insanlara kadar etrafımızda bulunan her şeyden aldığımız baskılar, bizim bu dünyayı ve kendimizi onun içinde hissetmemizi sağlıyor.
Ancak, bu olumsuz bir duygu. Her şeyden korkarız. Hayattan zevk almaya çalışıyoruz ama tek aldığımız adını siz koyun hükümetten, bankadan, patrondan, çocuklardan, Sosyal Güvenlikten gelen baskılar. Hiç kimse ve hiçbir şey bizi rahatsız etmiyorsa, kendimizi mutlu sandığımız bir noktadayız. Ama bu mutluluk değil; acının yokluğu sanırım. Ne dersiniz?
Korkmayı bırakamayız çünkü bu, dünyanın ve bizim inşa edilme şeklimiz. Ancak, bizi korkutan şeyleri değiştirebiliriz ki bu da duygularımızı değiştirecektir.
Birçok zor durumdan geçeriz, o zaman aniden zifiri karanlıkta ve anlaşmazlıkların içindeyizdir, Tamda bu sırada özümüzü bilmemizi sağlayan aydınlık parıldar, sonra bir başkası ve bir başkası.
Bu tür birkaç kıvılcım tutuşturduktan sonra, artık O ve O’nun eylemlerini nasıl tanıyacağımızı hissederiz. Tabi ki gecenin akıllıları değil isek…





