Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Gerçekten dostunuz var mı?

Gerçek sevgi koşulsuz vermeyi gerektirir, bir karşılık beklemeden. Eğer koşulsuz verdiğinizi düşünüyorsanız da maalesef yanılıyorsunuz çünkü bunu aslında arkadaşlığınızı idame ettirmek veya onunla olan bağınızdan aldığınız zevki güçlendirmek için yaparsınız. Yani lafın kısası kendiniz için yapıyorsunuz, onu düşündüğünüz için değil.

İnsan etrafına baktığında iyice incelemeli, gördüklerini kaydetmeli ve bundan ders çıkarmalı. Sonra da çıkardığı bu dersten hayatına ona göre devam etmeli. Bunlar ebeveynlerimizin veya yakınlarımızın bize tekrar tekrar söylediği öğütler. “Oğlum herkese güvenme, kızım önce kendini düşün sonra başkalarını, bak uyarmadı deme…”

Aslında bunların pek çoğuna dikkat etmeye çalışıyoruz. Etmesek de düşe kalka dikkat etmeyi öğreniyoruz. Ama nedense öğrenemediğimiz önemli bir şey var. O da bu habersiz darbelerin birçoğunun dostumuz/arkadaşımız dediğimiz, ciğerimize bastığımız, sırlarımızı paylaştığımız insanlardan gelmesi.

Sonra ne mi oluyor? İlk başta hissettiğimiz o güzel hisleri, unutulmaz paylaşımları hiçe sayarcasına “zaten o hep böyleydi” gibi basit cümlelerle karşı tarafı acımasızca hiçe sayıp yargılıyoruz, kendimizi avutmaya çalışıyoruz ve yeni bir arayışının içinde buluyoruz kendimizi.

Bu kısır döngünün içinde belki de kendimize yöneltmekten korktuğumuz bir soru var. Acaba gerçekten arkadaşımız var mı? Önce biraz düşünün. Canınız, ciğeriniz dediğiniz arkadaşınızla geçirdiğiniz en güzel anıları zihninizde canlandırın. İşte o zaman fark edeceksiniz ki aslında arkadaşınızı değil, onun size yaşattığı hisleri, anları seviyorsunuz.

Gerçek sevgi koşulsuz vermeyi gerektirir, bir karşılık beklemeden. Eğer koşulsuz verdiğinizi düşünüyorsanız da maalesef yanılıyorsunuz çünkü bunu aslında arkadaşlığınızı idame ettirmek veya onunla olan bağınızdan aldığınız zevki güçlendirmek için yaparsınız. Yani lafın kısası kendiniz için yapıyorsunuz, onu düşündüğünüz için değil.

Fark etmelisiniz ki o da bunu sizin yaptığınız gibi yapıyor. Çünkü asıl doğamız böyle, sadece kendin için al. Yani en sonunda iki taraf da ‘vermek’ adı altında kendisi için daha fazla zevk almayı amaçlıyor. Tarafların biri de aradaki ilişkiden zevk almamaya başladığı zaman (ki bu genellikle çıkarlar çatışmaya başladığında olur) ilişkiye son veriyor.

Emin olun ki sizi düşündüğünden değil. Maalesef ki bu çok bencilce, ama biraz düşündüğünüzde de fark edeceksiniz ki hepimiz benciliz!

Fakat doğamızı değiştirmek bizim elimizde. İnsan gerçekten mutlu olabilir ve gerçek dostlara sahip olabilir. Bunun yolu da doğru bir çevre edinmekten ve kendin için almak değil başkası için vermekten geçiyor. Ancak bu şekilde benliğimizden sıyrılabiliriz.

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Sistemlerin Çöküşüne Şaşıyor muyuz?

Sonraki Makale

Bir Sonraki Büyük Kriz: 'İşsizlik'

Related Posts
Devamını Gör

Gelin ve Damat

İnsan, kökü itibariyle, çevresindeki unsurlarla kendisini doldurma arzusudur. İnsanın içselliğinde, kendisinden bağımsız olarak arzular ortaya çıkar ve insan, bu ortaya çıkan arzularını doyurmak için, harekete geçer. Kişi, bütün hayatını belli arzuların peşinde koşarak geçirir. Her insanı eşsiz ve ayrı bir birey yapan, aynı arzuların farklı yoğunluklardaki kombinasyonlarına sahip olmalarıdır. Zamandan zamana daha farklı bir insan olmamızın ve değişmemizin özü ise içselliğimizdeki bu arzu kombinasyonlarının birbiriyle daha farklı bağlar kurmasından ve yoğunlaşmasından dolayıdır.
Devamını Gör

İnsan Neden Sürekli Kendini Başkalarıyla Kıyaslar?

Biz insanlar, varlıklarını anlamlandırmak, kim olduğumuzu anlamak, çevremizle olan ilişkilerimizi değerlendirmek ve sistemde kendi yerimizi bulmak için sürekli olarak başkalarına bakma eğilimindeyiz. Bu eğilim, bilim insanları tarafından ‘sosyal karşılaştırma’ olarak adlandırılıyor ve insan doğasının derinliklerine işlenmiş bir mekanizma olduğu için, bu akıntıya karşı kürek çekemiyoruz.
Devamını Gör

Beni Duyan Var mı?

Gün içerisinde bilinçli veya bilinçsiz, etkileşime girdiğimiz bunca şey, günün sonunda gerçekten siliniyor mu? Eğer fark edilmeyen bir sırada buharlaştıysa tüm bu izlenimler, o halde hissettiğimiz bu yorgunluk hissi, bizi bile yutan bu yalnızlık nereden geliyor?