Bir bahar günüydü, minik tırtıl yumurtasından çıkmış ve gözünü dünyaya açmıştı. Yumurtası bir ağaç yaprağındaydı. Çıkar çıkmaz hemen yaprakları yemeye başladı. Bu durum günlerce sürdü. Ve tırtıl artık büyümüştü. Artık ağaçlardan ağaçlara gidiyor ve yaprak yiyordu.
Bir gün su damlasından su içerken kendi görüntüsü dikkatini çekti. Ve görüntüsünden dolayı üzüldü. Çünkü etrafındaki her şey çok güzeldi ama kendisi hiç de öyle değildi. Umutsuzluğa kapıldı.
Etrafındaki diğer tırtıllarla konuşmaya karar verdi. Ve durumunu onlara anlattı. Neredeyse hepsi aynı şeyi düşünüyordu fakat içlerinden bir tanesinin fikirleri farklıydı. Çünkü o, kelebek olan atasından gerçeği öğrenmişti. Bunu dostlarına anlattı. Bir gün kelebek olacaklardı ve gökyüzünde özgürce uçacak, çok güzel görünümler elde edeceklerdi. Fakat bu süreç oldukça zordu. Çünkü bir süre daha tırtıl olarak hayatlarını sürdürmeleri ve sonra koza yapmaları gerekiyordu. Üstelik bununla da bitmiyor, kozaya girip orada büyümeleri gerekiyordu. Belki günlerce o karanlık ortamda kalacaklar, asla dışarı çıkamayacaklar, o küçücük alanda büyümeye başlayıp bir kelebek olacaklar ve sonra o kozayı yırtıp dışarı çıkacaklardı. Ve en sonunda özgürce uçabilecek, istedikleri yere gidebileceklerdi.
Diğer tırtıllar duyduklarına inanamadılar. Arkadaşlarının onlarla dalga geçtiğini düşündüler. Sürünen bir tırtıl nasıl olur da kelebek olup özgürce uçabilecekti? Minik tırtıl dışında bütün tırtıllar arkadaşını dışlamaya karar verdi ve onu terk ettiler. Minik tırtıl ise bu duyduklarından oldukça etkilenmişti.
Günler geçiyordu ve minik tırtılın hayalinde hep kelebek olmak vardı. Ve bir gün artık koza yapma vakti gelmişti. Minik tırtıl, büyük bir heyecanla kozasını yapmaya başladı. Kozasını güzelce ördü ve kozasının içine girdi. En sonunda girdiği yeri de kapattı. İçerisi çok karanlıktı. Ve içini bir korku kapladı.
Günler geçiyordu ve tırtıl gelişimini sürdürüyordu. Bir yandan heyecanlıydı bir yandan ise çok korkuyordu. Ve aklına dışarı çıkma isteği düştü. Çünkü acı çekiyordu. Artık kozaya sığmamaya başlıyordu. Nasıl olur da buradan kelebek olup çıkacaktı? Oysa dışarıda bildiği bir hayat vardı. Yemeğini yiyor, suyunu içiyor, ağaçtan ağaca geziyordu. Bunlar oldukça basit ve bildiği şeylerdi. Fakat burada karanlıkta mahsur kalmıştı, üstelik gitgide büyüyor ve kozasına sığmıyordu. Ya arkadaşının söylediği her şey bir yalansa ve burada ölürse diye aklına bir sürü sorular geliyordu.
Fakat kelebek olmayı o kadar çok istiyordu ki bütün düşüncelerine rağmen orada kalmayı seçiyordu. Bu arzusu ona güç veriyordu. Üstelik ” ölürsem ölürüm ne olacak? Elbet bir gün öleceğim, en azından bu büyük arzumun yolunda öleyim” diye kendi kendine tekrarlıyordu. Bütün zorluklara rağmen tırtıl orada kaldı. Pes etmedi.
Ve artık büyük gün gelip çatmıştı. Tırtıl kozaya sığamaz hale gelmişti ve artık koza yavaş yavaş yırtılıyordu. Tırtıl çok heyecanlıydı. Onca zorluk ve zamana değecek miydi? Yoksa hepsi bir yalandan mı ibaretti?
Minik tırtıl, heyecanla kozasını yırtmış ve artık bir kelebek olmuştu. Başta yaşadıklarına inanamadı, hemen yanındaki su damlasından kendine baktı. Ve rengarenk bir kelebek olduğunu gördü. Arkadaşının söylediği doğru çıkmıştı.
O büyük hayalini, arzusunu pes etmeyip başarmıştı. Ve kendisini daldan aşağı bıraktı. Artık uçuyordu, özgürdü ve üstelik çok da güzeldi. Eski halinden eser yoktu. Ve bu durumdan çok mutlu oldu.
Sonra tıpkı arkadaşının ona anlatması gibi o da diğer tırtıllara bu durumu anlatmaya karar verdi. Ve önüne gelen her tırtılı bu müjdeden haberdar etti. Kimisi inandı, kimisi ise onu yalancılıkla suçladı. O ise asla pes etmedi. Ve hayatını bu hakikati yaymak için harcamaya dair kendine söz verdi.





