Uyuyamadın o gece. Sabahın erken saatleri… Ansızın yolda yürürken buldun kendini. Kafanda kendinle alakalı birçok istek, düşünce, korku ve endişe dolanıyor…
Karşı tarafta bir adam gördün. Adam bir sol, bir sağ, iki adım atıp duruyor… Bir sol, bir sağ, iki adım atıp duruyor…
Meraklandın. Karşı tarafa geçip, adama neden böyle yürüdüğünü sormak istedin. Adama doğru gitmeye niyet ettin, ancak bir adım atar atmaz yere düştün.
Senin yere düştüğünü gören adam, koşa koşa yanına geldi. Elini uzattı ve seni ayağa kaldırdı.
—İyi misin?
—İyiyim. Teşekkür ederim. Sana bir şey soracağım. Madem koşabiliyorsun, neden öyle yürüyordun?
—Koşarsam, yoldaki güzelliklerin farkına varamam. O yüzden, her iki adımda bir, vardığım yerde kısa bir süre durup, yolun güzelliğini izliyorum.
—Bu yolun nesi güzel ki?
—Gökyüzünde uçan kuşların cıvıltıları sarmış etrafı, duymuyor musun?
—Hayır. Kuş falan yok ki burada.
—Peki, karşı tarafta akan nehri görüyor musun, etrafını güzel bir bahçe sarmış?
—Orada nehir, bahçe falan yok.
—Huzur veren, mis gibi bir koku var etrafı saran, sanki bebek kokusu gibi, saf bir güzellik kokusu. O da mı yok?
—Bu dediklerinin hiçbiri yok! Sen bir illüzyonun içinde yaşıyorsun.
—Dostum, sana bir sır vereyim: “Sen bir illüzyonun içinde yaşıyorsun.”
—İkimizden birinin bir illüzyon içinde olduğu kesin. Hadi anlat bana! Neden illüzyonda olan sen değil de ben?
—Sen değil de ben olduğun için. Yani kendinden başka bir şey düşünmüyorsun da ondan. Haydi Allah’a ısmarladık. Sevgiyle kal.
Gerçekten de öyle oldu. Sevgiyle kaldın ve bu sevgiye kalbî bir karşılık verdin.
Bir sol, bir sağ, iki adım atıp durdun, yolun güzelliğini izledin… Bir sol, bir sağ, iki adım atıp durdun, yolun güzelliğini izledin…
Bulutların ardına gizlenmiş olan Güneş, kendini göstermeye başladı. Güneş’in güzelliğini ve sıcaklığını teninde hissetmeyeli ne kadar da uzun zaman olmuş böyle!





