Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

İnsanın en derin özlemi

Herhangi bir ilişki bizi mutlu eder mi? Maalesef yanıt kocaman bir hayır! Bize öğretilenlerin tam tersi. İlişkilerimiz mutluluk kaynağımız değil, yansımamız. Bizi mutlu etme potansiyeli sıfır! Başkalarıyla ilişkilerimiz, kendimizle olan ilişkimizin bir kopyası olmak zorunda.

Herhangi bir ilişki bizi mutlu eder mi? Maalesef yanıt kocaman bir hayır! Bize öğretilenlerin tam tersi. İlişkilerimiz mutluluk kaynağımız değil, yansımamız. Bizi mutlu etme potansiyeli sıfır! Başkalarıyla ilişkilerimiz, kendimizle olan ilişkimizin bir kopyası olmak zorunda.

Peki, hiçbir hareketli varlıkla (insan ya da hayvan) ilişkimiz olmadan, tek başına, yapayalnız mutlu olabilir miyiz? Yine kocaman bir hayır! Tom Hanks’in karakterinin Yeni Hayat (Cast away) filminde aklını kaçırmamak için futbol topuna çizdiği surat aklıma geldi. İnsan, toplumsal bir varlık. Toplumla hayatta kalır, öğrenir ve gelişir. Ve insanın en büyük ihtiyacı, sevgi vermektir. Verebilmek için de alabilmelidir. Görünmez sevgi bağlarını hissetmek ve yaşamak, insanın en derin özlemidir.

Bizi asıl mutlu eden sevgi akışında yaşamak, sevginin fiziksel ifadesi olmak ve gelişmektir! İşte bu yüzden hayatımızda ilişkiler isteriz, aile, dostlar ve yolumuzu paylaşacağımız bir hayat arkadaşı…

İlişkilerimizi sihirli mutluluk iksiri olarak görmekten vazgeçersek ve sadece olduğu şey olarak görsek – sevgi paylaşım aracı, öğrenme, gelişme ve ilerleme katalizörü – nasıl olurdu? Kendi mutluluğumuzdan kendimiz sorumlu olsak nasıl olurdu?

Sevdiğiniz birisi için yapabileceğiniz en iyi şey mutlu olmaktır!

Ve sevdiğiniz kişi için yapabileceğiniz en kötü şey mutsuz olmak ve sonra da ondan bunu değiştirmesini istemek.

Bir başkasının sizi mutlu etmek için yapabileceği hiçbir şey yok! Eğer baskın niyetiniz, kendinizi olduğunuz gerçek kişi ile uyumlu titreşimde tutmak olursa, asla bir başkasının ya da kendinizin mutsuz olacağı bir davranışta bulunmamız mümkün değil dostlar…

Bir başkasıyla girebileceğimiz ilişkinin bizi yüksek hislere taşıyacağını beklemek asla iyi bir fikir değil. Çünkü Çekim Yasası Gücü bize hissettiğimizden farklı bir şey getirmiyor.

Eğer siz ya da biz zaten dengeli ve mutlu değilsek, Çekim Gücü Yasası bize dengeli, mutlu bir insan getirmez. Ne yaparsak yapalım, ne dersek diyelim, Çekim Gücü Yasası baskın olarak olduğumuz enerjiye uyan kişileri getiriyor bize. 

Herkes bir şeyleri sadece tek bir sebepten istiyor: Ona sahip olduklarında daha iyi hissedeceklerine inandırıyor bizi. Biz, anlamamızı ve anlamlandırmayı rica ediyoruz, oysa o bize gelmeden önce daha iyi hissetmemiz gerektiğini bilmiyoruz ki…

En basit haliyle ifade edecek olursam, eğer kendimizle, kendi hayatımızla mutlu değilsek, bir eş, bir hayat arkadaşı çekimi sadece o uyumsuzluğu artırıyor. Çünkü yokluk ve eksiklik enerjisinden doğru yapılan her hareket her zaman ters etki yapar.

Evet, dostlar bunları neden yazdım bilmiyorum ancak eğer ışık istiyorsam önce içimdeki ışığın şalterini açmalıyım, eğer çevremi mutlu etmek istiyorsam önce kendim mutlu olmalıyım. Eğer aşk istiyorsam, önce kendime aşık olmalıyım. Peki, bunu nasıl yapacağım?  Elbette Farkındalıkla!

Gün içinde kendinime nasıl davranıyorum? Kendi ruhunuma, bedenime nasıl bakıyorum? Nefes alıp. Kalbime soruyorum. “Ben beni mutlu etmek için ne yapabilirim?” ya da daha iyi soru şu sanırım: “Nasıl ruhumun neşe-keyif-coşku ifadesi olabilirim?”

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Küçük Ayaklara Küçük Adımlar

Sonraki Makale

Matruşka

Related Posts
Devamını Gör

Zamanın Efendisi

“İnsan, hayatı sanki 3 gün yaşar; doğduğu, büyüdüğü ve de öldüğü gün. Öleceği an ise sanki sadece o günü yaşamış gibi hisseder.” Geçirdiğimiz her bir saniye, bizlerin ilerleyişi için açılan yepyeni bir sayfadır. Bu nedenle, dünü değiştirmek için herhangi bir şey yapamayız. Ancak, dünden öğrendiklerimiz ile bugün bir şey yapabiliriz; yeni ve doğru bir şey.
Devamını Gör

Kasabanın Delisi

Babamın görevi sebebiyle, küçük bir taşra kasabasına taşındık. Kalabalık nüfuslu bir şehrin yaşamına alışkındım. Dolayısıyla, eldeki parmak sayısı kadar nüfusu olan bir kasabanın yaşamını kabullenmek çok zor olacak gibiydi. Zira, aklım ve mantığım benimle oyunlar oynuyor, beni kandırıyordu. Evet, başlangıçta alışkanlıklarımdan dolayı yeni hayata çok zor alışacağımı sandım, ancak böyle olmadı. Tam aksine, gerçek yaşamı bu küçük kasabada buldum. Meğerse, önceden ölüymüşüm ve yaşadığımı zannediyormuşum. Tabiri caizse, gözleri görmez, kulakları duymaz bir adammışım. Bunun nedeni, hayata dair bazı detayları yeni fark etmiş olmamdı.
Devamını Gör

İyi ve İyilik Yapan Olabilmek

İyilik eski, evrensel bir kavram. İnsan kendisine iyilik yaptığı zaman da başkasına iyilik yaptığı zaman da mutluluk hissediyor. İyiye tanıklık etmek bizleri mutlu ediyor. Kibar veya cömert davranışlarla karşılaştığımızda içimizin nasıl ısındığını az ya da çok hissetmişizdir.
Devamını Gör

‘Ben’ Olmak

Hepimizin yüzleri nasıl farklıysa, düşünceleri de farklıdır. Hiçbir insan yoktur ki bir diğeri ile aynı olsun… Hal böyleyken de hayatımızı başkalarına bakıp başkaları gibi olmak ile geçirmek çok anlamsızdır. Sen her zaman sadece sen olabilirsin! O da her zaman sadece o olabilir!