Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Kasabanın Delisi

Babamın görevi sebebiyle, küçük bir taşra kasabasına taşındık. Kalabalık nüfuslu bir şehrin yaşamına alışkındım. Dolayısıyla, eldeki parmak sayısı kadar nüfusu olan bir kasabanın yaşamını kabullenmek çok zor olacak gibiydi. Zira, aklım ve mantığım benimle oyunlar oynuyor, beni kandırıyordu. Evet, başlangıçta alışkanlıklarımdan dolayı yeni hayata çok zor alışacağımı sandım, ancak böyle olmadı. Tam aksine, gerçek yaşamı bu küçük kasabada buldum. Meğerse, önceden ölüymüşüm ve yaşadığımı zannediyormuşum. Tabiri caizse, gözleri görmez, kulakları duymaz bir adammışım. Bunun nedeni, hayata dair bazı detayları yeni fark etmiş olmamdı.

Babamın görevi sebebiyle, küçük bir taşra kasabasına taşındık. Kalabalık nüfuslu bir şehrin yaşamına alışkındım. Dolayısıyla, eldeki parmak sayısı kadar nüfusu olan bir kasabanın yaşamını kabullenmek çok zor olacak gibiydi. Zira, aklım ve mantığım benimle oyunlar oynuyor, beni kandırıyordu. Evet, başlangıçta alışkanlıklarımdan dolayı yeni hayata çok zor alışacağımı sandım, ancak böyle olmadı. Tam aksine, gerçek yaşamı bu küçük kasabada buldum. Meğerse, önceden ölüymüşüm ve yaşadığımı zannediyormuşum. Tabiri caizse, gözleri görmez, kulakları duymaz bir adammışım. Bunun nedeni, hayata dair bazı detayları yeni fark etmiş olmamdı.

Kasaba insanları, şehir insanlardan çok farklıydı. Çevremi saran bu insanlar, beni bambaşka bir insan haline getirmeye başlayıp, yaşam iksirim oldular. Yaşamak için ihtiyacım olan şeyin, yapabildiğim kadar onlardan etkilenmek olduğunu anladım. Böylelikle fark ettim ki, “ben” aslında yok. Bunun anlamı, “ben”e ithaf ettiğim her ne varsa, aslında çevrenin etkisinden ibaretmiş. Kişi, çevresiyle yeşerir veya çevresi kişiyi soldururmuş. O günlerden sonra, hangi insanlarla bağ içinde olduğuma her zaman çok dikkat ettim.

Peki, kasaba halkının şehrin insanlarıyla olan farkı neydi? Bu insanların arasında gerçek bir bağ vardı. Her biri birbirine yardım etmek, birbirini mutlu etmek için yaşıyor gibiydi. Bu sayede hiçbiri kendisini eksik hissetmiyordu. Çünkü her bir insan, kendisinin çok özel olduğunu, çok sevildiğini ve çok sevdiğini keşfetmişti. Kasaba halkı sayesinde gerçek mutluluğun ve hayatın özünün, insanla insan arasındaki doğru bağda olduğunu öğrendim. İşin aslı, şehir hayatındaki yalan ve geçici mutluluklar, insanla insan arasında kurulan egoistik bağlar, ruhumu prangalara bağlamış… Kasaba halkı ise ruhumu özgür kıldı. Bir gün  bütün dünyanın tüm bunları fark edeceğine tam inançlıyım.

Bir de kasabanın delisini hiç unutamıyorum. Bahsetmezsem ayıp olur adamcağıza. Bu adam, bütün gün yol ayrımında durur ve ölüleri canlandırdığını söyleyip, aynı sözleri aynı tonda tekrar ederdi:

İzleri takiii bet. İzleri takiii bet. Tekrar et. Tekrar et.

AZ ZAMANDA NAMAZA, AZ ZAMANDA NAMAZA

az ZAMAN, UYAN. az ZAMAN, UYAN.

zaMAN’ı yükselt VE MADde yalan.

Bu adamın ne demek istediğini hiçbir zaman anlayamadım. Ancak, her bir harf ve kelimenin kalbime işlediğini, bugün bile hissedebiliyorum. Sanki gerçeklikten kopuk olan o değil de “ben”mişim gibi…

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

'Ben' Kimim?

Sonraki Makale

Uyuşturucu Paravanındaki Hayatlarımız

Related Posts
Devamını Gör

Ruhuna İşlenen Mühür

Hangi güç seni kendi karanlığının en derin yerinden çekip çıkarır da hiç kimsenin tırmanmaya cesaret edemediği o yüksek dağa tırmanmaya davet eder? Kalbindeki bu tarifsiz boşluk, kendi hücrelerini bile ateşe atmaya hazırlanırken, gözlerin neyi arar? Sadece gözle görülen mi gerçektir? Göğsünde taşıdığın, söküp, parçalayıp kendinden ayırmak istediğin en çetin yükün olan kalbini ne bu kadar yakar?