Yola çıktık ve daha mutlu olabilmek için tüm dünyayı dolaştık, ancak mutluluk aramızdaymış. Onca sene sonrasında tekrar buluştuğumuzda bunu anladık.
İnsan her zaman daha iyi bir dünya olabileceğini düşünüyor. Bu düşüncenin kaynağı neresidir hiçbirimiz bilmiyoruz. Tekrar buluştuğumuzda da bunu çokça konuştuk. Her birimiz bir şekilde bu eğilimi kapılmıştık. Daha mutlu olabileceğimiz bir yer kesinlikle vardır sanmıştık.
Dünyanın farklı farklı yerlerine gitmemiz bundandı. İçimizde cazip bir merak duygusuyla durmadan yol aldık ve birbirimizden gün geçtikçe uzaklaştık. Yalnızca aramızdaki mesafe artmıyordu, tüm düşüncelerimiz ve isteklerimiz de birbirinden uzaklaşıyordu. Bilinmezin peşindeki yolculuğumuzda her şey çok yabancı bir hale geliyordu.
An be an içimizdeki boşluk daha da büyümüş buluştuğumuzda fark ettik.
Büyüleyici yerlere gitmiş arkadaşlar. Hiç tatmadıkları, görmedikleri, duymadıkları şeylerle karşılaşmışlar. Ancak her bir yeni ve inanılmaz deneyim sonrasında biraz tatsız hissetmeye başlamışlar. Hiçbir şey yetmiyormuş sanki. Toz tadında geliyormuş tüm egzotik hazlar.
Ne oldu dedik yanyana geldiğimizde. Ne değişti bizde de hayat kum tadında gelmeye başladı bizlere? Birbirimizi kaybettik çünkü. Arkadaşlar birbirini umursamaz oldu. Herkes başka ne alabilirim diye uzun yollar ve inanılmaz zorluklarla uğraştı. Sonunda ise elleri boş kaldı. Anladılar ki geri dönmeleri lazımdı.
Şimdi biz on arkadaş asla birbirimizi bırakmayalım diye yeminler ediyoruz. Ancak şunu da sorguluyoruz, belki de tüm uzaklık gerekliydi. Her birimiz bu kırılmayı yaşamalı ve asıl kıymetli olanın ne olduğunu anlamalıydık. Şimdi karar veriyoruz ve birbirimizi bırakmamaya ant içiyoruz.
Başından sonuna kadar…





