Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Özgürlük İllüzyonu

Ne garip varlık şu insanoğlu. Kendini özgür sanıp her istediğini kendi yapıyormuş gibi hareket ediyor. Oysa nedir bu özgürlük? Başkalarının etkisiyle oluşan belirli seçenekler mi?

Ne garip varlık şu insanoğlu. Kendini özgür sanıp her istediğini kendi yapıyormuş gibi hareket ediyor. Oysa nedir bu özgürlük? Başkalarının etkisiyle oluşan belirli seçenekler mi?

Yoksa özgür değil mi insan?

Bizler bir çevrenin ürünüyüz. Bizler çevremizdeki kişilerin bize sunduklarıyla sınırlıyız. Tek yaptığımız bize sunulanları seçip kendimizi özgür sanmak. Örneğin menüde kahve ve çay varsa kahveyi ya da çayı seçmek özgürlük mü, yoksa bize sunulan seçenekleri seçip kendimizi özgür sanmak mı? Olmayan bir şeyi isteme şansımız neden yok? Belirli fikirlere sahip insanlar arasında büyüdüğümüzde neden o fikirler dışında başka bir fikri benimseyemiyoruz? Neden genel kabul edilen fikirler dışına çıkıp özgürce kendi fikrimizi, düşüncemizi savunamıyoruz da bize sunulan fikirler arasından bir seçim yapmak zorundayız?

Bu durumda özgürlükten nasıl bahsedilir? Daima birilerinin etkisi altındayız. Çevremiz neyse bizde oyuz. Ne eksik ne fazla. O halde ne yapacağız? Çevremizi seçmekten başka şansımız yok. Eğer bizler çevrenin bir ürünüysek o halde en iyi çevreyi seçmek için çaba göstermeliyiz ki bizler de o çevrenin ürünü olabilelim. Söylendiği üzere insan etrafındaki beş kişinin ortalamasıdır. Etrafımıza bakmamız gerekiyor. Bakmalıyız ki hangi çevreye maruz kalıyoruz görebilelim. Eğer bu çevre bize uygun değilse o zaman bu çevreyi değiştirmek için harekete geçelim.

Bu noktada kendimize şu soruları sormamız en uygun seçenek olacaktır: Biz nasıl biri olmak istiyoruz? Peki olduğumuz çevre bizi istediğimiz kişiye ulaştırıyor mu? O halde hangi çevrenin, nasıl bir çevrenin içinde olmalıyız? Geçici, önemsiz konuların konuşulduğu bir ortamda hayatımızı boşuna mı geçirmek istiyoruz? Yoksa sevginin, saygının, birlikteliğin olduğu bir çevrede mi hayatımızı geçirmek istiyoruz?

Bir an önce bu soruları kendimize sorup kendimize en uygun çevreyi bulmamız ve kendimizi o çevreye dahil etmemiz gerekiyor ki, olmak istediğimiz kişi olma yolunda ilerleyebilelim. Zira hayat çok kısa. Kaybedecek bir anımız bile yok…

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Kendine Dur De

Sonraki Makale

Sevgi Patikası

Related Posts
Devamını Gör

Acıdan Beslenmek

Acıdan beslenmek, çoğu insanın farkında olmadan kendini sürekli olarak tuttuğu yer. Bu besin, insanın gözlerden uzak en karanlık köşelerine yerleşiyor ve hayatının her alanına oradan sızıyor. Arthur Janov’a göre nevrozun kaynağı çocuklukta bastırılan “ilkel acılar”dır. Bu acılar bilinçaltında büyür ve birey onları bilinçli bir şekilde yeniden yaşamayı reddetmez — tam tersine, içsel bir besin gibi sürdürülür, zira tanıdık acı, güvenli bir kimlik zeminidir.
Devamını Gör

Barış Nedir?

 “Barış”, sanki yeni bir yaratılışın ilk kelimesi gibi. Hem isim hem emir hem de ümit edilen gibi. Uzaklardan çıkıp gelecekmiş de her şeyi yoluna koyacakmış gibi. Çok çaba verilirse, hemen yanı başında bulacakmışsın gibi. En çok savaştığın her ne ise onun sana bir gül uzatması gibi, aniden içinde çiçek tarlası açacakmış gibi. Seni en çok ağlatanın, karanlıklara sürükleyenin bir anda elinden tutup aydınlığa götüreceği, en uzaktakini kalbinin içinde bulacağın o isim. Adını verdiği her şeye yakışan, o belli belirsiz isim: "Barış." Herkesin ve her şeyin, üstüne giydiğinde çok yakışan güzel bir kıyafet gibi. Senin içindeki bana ait bir parçanın, benim içimdeki sana ait o parçayla el sıkışması ve birbirine verdikleri bir söz gibi.
Devamını Gör

Sağ Çizgi

Sağ hayra delalet eden bir kelime, sol ise genelde olumsuzu tanımlar; geleneğimizde sağın hayırlı olduğunu çokça duymuşuzdur. Gözlemlerimizdeki çizgiler hep bir matematiksel geometri çizer bize. Bir de zihnimizde çizgilerimiz vardır, hep bir zıtlık olabileceğini söyler bize. İyi kötü ayrımı hep yaparız, bir şey bizim için ya iyidir ya da kötü, ortası yoktur. Siyah ile beyazın ayrımı gibi.