Çarşamba, 21 Aralık
Yılın bir önemi yok. En uzun geceymiş bugün.
Ve en uzun geceden sonra başlar, en uzun gündüze yolculuk.
En uzun gündüzden kime ne?
Ben, hiç bitmeyen gündüzün hayalini kuruyorum.
Ve Sensizlik gecemdir benim. Senlilik ise ışıl ışıl gündüzüm.
Biliyorsun değil mi? Senin etrafında dönüyor dünyam.
Peki, Sen ne zaman döneceksin bana? Yoksa dönüp duran her şey Sen misin?
Daha kaç defa kavga edip, kaç defa barışacağız?
Daha kaç defa terk edeceksin beni? Yoksa her seferinde ben miyim Seni terk eden?
Ne zaman gerçek biz olacak Sen ve ben? Ne zaman bitecek bu yolun hikayesi?
Neyi fark ettim biliyor musun?
Bu bir mutlu son hikayesi.
Mesele ise yolu sevme meselesi.
Ve mimarın güzelliğini hissedip, anlayabilmek için, yolun her sokağını karış karış gezmek gerek.
Hadi itiraf edeyim… Daha mektubu yazmadan önce bile, postacı ne zaman kapımı çalacak özlemi içerisindeydim.
Çünkü özlemdir benim özüm.
Çok bekletme.
Özlemle.





