Çünkü Hayatınızın Bir Anlamı Var
Bizi Takip Et
Abonelik formu

Harcanıp Gidiyor Ömür Dediğin

Doğa, canlı ve cansız varlıkların bir arada uyum içinde yaşadığı, sürekli değişim ve gelişim gösteren bir sistemdir. Doğanın belli bir düzeni, kuralları ve yasaları olduğu açıktır.

Doğa, canlı ve cansız varlıkların bir arada uyum içinde yaşadığı, sürekli değişim ve gelişim gösteren bir sistemdir. Doğanın belli bir düzeni, kuralları ve yasaları olduğu açıktır. Doğa, kendini korumak, dengesini sağlamak ve yaşamı sürdürmek için çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Bu mekanizmalar; doğal seçilim, evrim, uyum, ekolojik ilişkiler gibi kavramlarla ifade edilebilir. Doğa, bu kavramlar sayesinde kendini yenileyebilir, çeşitlendirebilir ve geliştirebilir

Doğa, canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan her şeyi sağlar. Güneş ışığı, su, toprak, hava, bitkiler, hayvanlar doğanın sunduğu nimetlerdir. Doğa, bu nimetleri canlılara sunarken sanki bir amaç güder: Yaşamın devamlılığını sağlamak gibi. Doğa, canlıların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kendini düzenler ve uyum sağlar. Örneğin, mevsimler değiştikçe doğa da değişir. Kışın kar yağdığında doğa uykuya yatar, baharda çiçekler açar, yazın sıcaklık artar, sonbaharda yapraklar dökülür. Bu değişimler canlıların yaşam koşullarına uyum sağlamasına yardımcı olur. Doğa, aynı zamanda canlıların birbirleriyle ilişkilerini de düzenler. Örneğin, besin zinciri doğanın bir amacıdır. Besin zinciri sayesinde canlılar birbirlerini besleyerek yaşamlarını sürdürürler. Besin zincirinde her canlının bir rolü vardır ve bu rol doğanın dengesini sağlar.  Bu olgular bizi “doğa, canlıların yaşamını düzenlemek için bir amaç gütmüştür” noktasına getirebilir.

Hal böyleyse doğa bir amaç güdüyorsa, insan da doğadan ilham alarak kendi hayatında bir amaç belirlemeli ve bu amacı gerçekleştirmek için çaba göstermelidir. İnsanın hayatında bir amaç gütmek için doğaya bakması gerektiği söylenebilir.  Doğa, insanın kendini tanımasına, potansiyelini ortaya çıkarmasına, yeteneklerini geliştirmesine yardımcı olabilir. Doğa, insanın hayatını anlamlı kılacak değerleri, ilkeleri ve hedefleri belirlemesine katkı sağlayabilir. Doğa, insanın hem kendi içinde hem de çevresiyle uyumlu dengeli olmasını öğretebilir

Peki bu bakış açısıyla “bir insan ömrünü neye vermeli?” Neyi temel amaç gütmeli?  Büyük soru bu. Para mı onur mu kaç dikenli yol demiş şair. Ama ömrünü neye verirse versin görünen o ki zehirli solucan o elin üzerinde hep yürüyecek, o yara hep kanayacaktır. Çünkü insan kendini her daim kanatacak kadar büyük bir alma arzusuna sahiptir. Doğa, insanın hem öğretmeni hem de rehberi olabilir. Yüzünü büyük öğretmenine, doğaya, dönüp başkalarını hesaba, egoyu da karşısına kattığında yolunda yürüyeceği ereği yani büyük sorusunun da cevabı belki yüzüne gülecek, içten bir göz kırpacaktır.

“Ağacın köküne inmek mi yoksa

Çırpınıp duruyor yaprak dediğin…”

Total
0
Shares
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Önceki makale

Barış Hemen Şimdi

Sonraki Makale

Oyunlar

Related Posts
Devamını Gör

Sihirbazın Kitabı

Şu sıralar, çevremdeki birçok insanın çocukluk özlemi çektiğini gözlemliyorum. Evet, bu çoğunlukla böyledir. Çocukluk, özlenir. Ancak, bugünlerde bu özlemde büyük bir artış varmış gibi geliyor bana. Bunun sebebinin ne olabileceğini düşündüğümde, aklıma gelen şu oldu: 'Çocukluk, bizleri bu dünyanın demir parmaklıklarından özgür kılıyor. Yetişkinlik ise bizi rutubetli hapishane duvarlarına mahkûm ediyor. Ve bizler, artık yetişkinliğe tahammül edemez duruma gelmişiz. Sanki yetişkin gözlerimizin gördüğü bu dünyayı değil de çocuk gözlerimizle görebileceğimiz öteki bir dünyayı arıyor gibiyiz.
Devamını Gör

Yarım İş

Bilirsiniz çocuklar yemek hazırlayan annelerinin malzemelerini yemeye bayılırlar. Mayalanmakta olan hamurun kapağını açar bir parça koparır hamurun mayalanmasını geciktirirlerdi. Hazırlanmakta olan salatanın malzemelerinden aşırır, sıcak çorba tenceresine yaklaşır, pasta kremasın hazırlandığı kaptan kalıntılar da olsa yemeğe bayılırlardı. Yemeğe gelince de...
Devamını Gör

Hayalden Gerçeğe

Bir bahar günüydü, minik tırtıl yumurtasından çıkmış ve gözünü dünyaya açmıştı. Yumurtası bir ağaç yaprağındaydı. Çıkar çıkmaz hemen yaprakları yemeye başladı. Bu durum günlerce sürdü. Ve tırtıl artık büyümüştü. Artık ağaçlardan ağaçlara gidiyor ve yaprak yiyordu.
Devamını Gör

Yüksek Oyna

Manevi doğam, deneyimin gücü ile ‘an’da güçleniyor. Ve fakat ve yine de deneyimlerim değilim. Apaçık belirsizliğin aydınlık karanlığında ‘yol’dayım. Olan ile, açıklık ve yakınlık niyetim ile, özenli bir dikkat ile temastayım. Gizeme teslim olduğum her an, birin ve bütünün yaratımındayım. Hatırlıyorum, mucize böyle böyle şimdi ve burada!